İzmir 2011 Nisan Ayı Sohbetleri

İzmir Kemalpaşa Tekfirin Şartları ve Engelleri Konulu Sohbet http://www.archive.org/download/EbuMuazDVD7/KemalpasaTekfir.mp3

İzmir Menemen Evlilik ve Evlerin Islahı Konulu Düğün Sohbeti http://www.archive.org/download/EbuMuazDVD7/MenemenSohbeti.mp3

İzmir Menemen Sahih Dine Dönüş İçin Atılması Gereken Adımlar Konulu Sohbet http://www.archive.org/download/EbuMuazDVD7/Menemen21.mp3

İzmir Kosova Alimlerin İhtilaflarının Sebepleri Ve İhtilaflar Karşısında Konumumuz Konulu Sohbet http://www.archive.org/download/EbuMuazDVD7/IzmirAlimlerinIhtilafSebepleri.mp3

İzmir Kosova Cahiliye Meseleleri Konulu Sohbet http://www.archive.org/download/EbuMuazDVD7/IzmirCahiliyeMeseleleri.mp3

Nevruz Kutlamanın Hükmü

Hamd, yalnızca Allah’adır.

Birincisi:

Nevruz: Aslı Farsça bir kelimedir. Arapçalaştırmış
şekli, Neyruz’dur. Nevruz’un anlamı; yeni gün demektir.

Nevruz bayramı, Fârislerin (Perslerin) bayramlarından
birisidir ve onların en büyük bayramı sayılır.Bu günü bayram olarak ilk defa
kutlayan kişi, Perslerin ilk krallarından olan Cemşid’dir (Cemşâd diyen de
olmuştur).

Nevruz: Fârisî yılın ilk günleri olup bu ilk günlerden
sonra beş gün daha devam eder.

Mısır’daki Kıptîler de (Mısır’ın hristiyan arapları)
Nevruz’u kutlamaktadırlar. Kıptîlere göre Nevruz, yılın ilk günü olup Şem Nesîm
(Meltem Kokusu) Bayramı olarak bilinmektedir.

İmam Zehebî -Allah ona rahmet etsin-, “Teşebbuhu’l-Hasîs
bi Ehli’l-Hamîs”; s: 46’da şöyle demiştir:

“Nevruz’a gelince, Mısır halkı, aşırıya giderek bu günü
kutlamaktadırlar. Nevruz, Kıbtîlerin yılının ilk günü olup onlar bu günü bayram
olarak kutlamaktadırlar. Müslümanlar da bu konuda onlara benzemektedirler.”
(Medine-i Münevvere İslâm Üniversitesi Dergisi; sayı: 103-104).

İkincisi:

Müslümanların, Ramazan bayramı ile Kurban bayramının
dışında kutlayacakları başka hiçbir bayramları yoktur. Bu iki bayramın dışındaki
bayramlar, sonradan çıkarılmış bid’at bayramlardır ve bu bayramları kutlamak,
câiz değildir.

Nitekim Enes b. Mâlik’ten -Allah ondan râzı olsun-
rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir:

(( قَدِمَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ
وَسَلَّمَ الْمَدِينَةَ وَلَهُمْ يَوْمَانِ يَلْعَبُونَ فِيهِمَا، فَقَالَ: مَا
هَذَانِ الْيَوْمَانِ؟ قَالُوا: كُنَّا نَلْعَبُ فِيهِمَا فِي الْجَاهِلِيَّةِ.
فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ اللَّهَ قَدْ
أَبْدَلَكُمْ بِهِمَا خَيْرًا مِنْهُمَا: يَوْمَ الْأَضْحَى وَيَوْمَ
الْفِطْرِ.))

“Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- (hicretten
sonra Mekke’den) Medine’ye geldiklerinde, Medinelilerin (Nevruz günü ile
Mehricân günü diye) eğlendikleri iki günleri vardı.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:

- Bu günler nedir? Diye sordu.

Medineliler:

- Biz (İslâm’dan önce), câhiliyet devrinden beri bu
günlerde eğleniriz, dediler.

Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-
şöyle buyurdu

- Şüphesiz Allah size, o iki günün yerine daha hayırlı
olan iki bayramı: Kurban bayramı ile Ramazan bayramını vermiştir.” (Ebu Davud;
hadis no: 1134. Nesâî; hadis no: 1556. Elbânî de;
“Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha”; hadis no: 2021’de hadisin sahih olduğunu
belirtmiştir.)

Dîne sonradan sokulan bayramlara, Nevruz bayramı,
Anneler günü bayramı, Doğum günü (partisi), bağımsızlık (kurtuluş) bayramı gibi
bayramlar da girer. Eğer kutlanılan bayram, Nevruz bayramı gibi, temelde
kâfirlerin kutladıkları bayramlardan ise, bu takdirde haramlılığı, daha da
şiddetli ve büyük olur.

Nevruz bayramı, câhilî bir bayramdır. Persler
(Fârisler), İslâm’dan önce bu bayramı kutladıkları gibi, hristiyanlar da bu
bayramı kutluyorlardı.

Perslere ve hristiyanlara benzemek sözkonusu olduğundan
dolayı Nevruz bayramını kutlamanın haram oluşu, daha çok kesinlik
kazanmaktadır.

İmam Zehebî -Allah ona rahmet etsin-, “et-Temessuk
bi’s-Sunen ve’t-Tehzîr mine’l-Bide’ /Sünnete Sarılmak ve Bid’atlardan Sakınmak”
adlı risâlesinde şöyle demiştir:

“Doğum günü, Perşembe ve Nevruz gibi bayramlarda zimmet
ehline benzemek, çirkin bir bid’attır. Bir müslüman, bu gün ve bayramları
bilmeden dîn sayarak yaparsa (kutlarsa), yerilir ve kendisine İslâm’ın bu
konudaki hükmü öğretilir. Eğer zimmet ehline sevgi besleyerek ve onların
bayramlarına sevinç duyarak bu bayramı kutlarsa, bu davranışı da yerilir. Yok
eğer bir gelenek ve eğlence olsun diye ve âilesini hoşnut edip çocuklarının
teselli etmek için yaparsa, bu takdirde onun durumuna bakılır.Ameller, ancak
niyetlere göre değerlendiririlir. Câhil kimse bu konuda mazeretlidir ve İslâm’ın
bu konudaki hükmü kendisine yumuşak bir şekilde açıklanır. Allah Teâlâ en iyi
bilendir.” (Medine-i Münevvere İslâm Üniversitesi Dergisi; sayı: 103-104).

Perşembe: Hristiyanların bayramlarından birisidir. Onlar
bu günü “Büyük Perşembe” diye adlandırmaktadırlar.

Fıkıh Ansiklopedisi; c: 12, s: 7’de şöyle
denilmektedir:

“Bayramlarında Kâfirlere Benzemek:

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-‘den gelen şu
hadis gereği, bayramlarında kâfirlere benzemek, câiz değildir.

(( مَنْ تَشَبَّهَ بِقَوْمٍ فَهُوَ مِنْهُمْ.)) [ رواه
أبو داود وأحمد ]

“Her kim, bir topluluğa (kavme) benzerse (onların
giyindiği gibi giyinirse, gittiği yolda giderse ve onların işlediği fiilleri
işlerse, günah ve sevap bakımından) o da onlardandır.” (Ebu Davud ve Ahmed
).

Bunun anlamı: Kâfirlere âit olan her şeyde onlara
mutâbık kalmaktan ve onların bu davranışlarını onaylamaktan müslümanların
onlardan yüz çevirmelerini sağlamak içindir.

Abdullah b. Amr’dan -Allah ondan ve babasından râzı
olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle demiştir:

(( مَنْ مَرَّ بِبِلاَدِ الْأَعَاجَمِ (بَنَى بِأَرْضِ
الْمُشْرِكِينَ) فََصَنَعَ نَيْرُوزَهُمْ وَمِهْرَجَانَهُمْ، وَتَشَبَّهَ بِهِمْ
حَتَّى يَمُوتَ وَهُوَ كَذَلِكَ، حُشِرَ مَعَهُمْ يَوْم الْقِيَامَة.))

[ عون المعبود وفيض القدير]

“Her kim, Acemlerin ülkesinden geçerse (müşriklerin
toprağında ikâmet ederse), onlarla beraber onların Nevruz ve Mihricân
bayramlarını kutlar ve ölünceye kadar bu hâl üzere onlara benzerse, kıyâmet günü
onlarla beraber haşrolur.” (Avnu’l-Ma’bûd ve Feydu’l-Kadîr).

Çünkü bayramlar, şeriat ve yol kabilindendir.

Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

((… لِكُلِّ أُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنسَكاً هُمْ
نَاسِكُوهُ…) [ سورة الحج من الآية: ٦٧]

“(Geçmişte) her ümmete, ona göre hareket ederek yerine
getirmeleri gereken şeriat (ve ibadetler) koyduk.” (Hac Sûresi: 67).

Tıpkı kıble, namaz ve oruç gibi…

Bu sebeple onların bayramlarına iştirak etmekle onların
izlemiş oldukları diğer yollara iştirak etmek arasında hiçbir fark yoktur. Çünkü
bayramın hepsini kabul etmek, onların küfrünü kabul etmek demektir. Onların
bayramlarından bir kısmını kabul etmek, onların küfürlerinden bir kısmını kabul
etmek demektir. Hatta bayramlar, şeriatleri (dînleri) birbirinden ayıran en
belirgin özelliklerden ve en açık sembollerden birisidir. Dolayısıyla bayramı
kabul etmek, küfrün en belirgin özelliğini ve onun en açık sembolünü kabul etmek
demektir. Bunu kabul etmenin küfürle son bulan bir davranış olduğunda da şüphe
yoktur.
Kadıhan şöyle demiştir:

“Bir kimse, başka bir günde almadığı bir şeyi sadece
Nevruz günü satın alır da onunla, kâfirlerin yücelttikleri ve tazim
gösterdikleri gibi, bu günü yüceltmek ve ona tazim göstermek isterse, bu
takdirde kâfir olur. Yok eğer yüceltmek ve ona tazim göstermek için değil de
sadece eğlenmek için satın alırsa, bu takdirde kâfir olmaz. Eğer Nevruz günü bir
insana bir şey hediye eder de bununla o günü yüceltmek ve ona tazim göstermek
istemez, bunu sadece insanların bir geleneği olduğu için yaparsa, bu takdirde
kâfir olmaz. Müslümanın, bu günden önce veya sonra yapmadığı bir şeyi, bu günde
de yapmaması ve kâfirlere benzemekten kaçınması gerekir.”

Mâliki âlimlerinden İbn-i Kâsim; “müslümanın, bir
hristiyanın bayram gününde ona bir şey hediye etmesini çirkin görmüş ve bu
davranışın, onun bayramını yücetmek, ona tazim göstermek ve onun küfrüne yardım
etmek olarak görmüştür. Aynı şekilde bayramlarında kâfirlere benzemek câiz
değildir. Onlara bu konuda benzeyen müslümana yardım edilmez, aksine böyle
yapmasına engel olunur. Bu sebeple bir kimse, onların bayramlarında İslâm’a
aykırı olarak bir dâvet yaparsa, onun bu dâvetine icâbet etmek gerekmez.
Müslümanlardan bir kimse, diğer zamanlarda yapmış olduğu geleneğe aykırı olarak
bu bayramda bir hediye verirse, özellikle de bu hediye, onlara benzemeye
yardımcı olacak bir şey ise, onun hediyesi kabul edilmez. Tıpkı doğum günü
partisinde mum ve benzeri şeylerin hediye edilmesi gibi.Bayramlarında kâfirlere
benzeyen (müslümanların) cezâlandırılması gerekir.”

Değerli âlim Abdullah b. Cibrîn -Allah onu korusun- bu
konuda şöyle demiştir:

“Hristiyanların yılbaşı bayramı ile (Mecusilerin) Nevruz
ve Mihricân bayramları gibi bid’at olan bayramları kutlamak, câiz değildir.Aynı
şekilde müslümanların, dînde sonradan çıkardıkları Rebiü’l-Evvel ayındaki
Mevlid-i Nebevî ile Receb ayındaki Mirac Kandilini kutlamaları da câiz değildir.
Hristiyanların (yılbaşı gecesi için) veyhut da müşriklerin kendi bayramları için
hazırladıkları yemekten yemek câiz değildir. Bu bayramları kutlamak için
yaptıkları dâvete icâbet etmek de câiz değildir.Çünkü onların dâvetine icâbet
etmek, onları bu konuda teşvik etmek, onları cesâretlendirmek ve onların bu
bid’atlarını kabul etmek demektir. Ayrıca bu davranış, halktan câhil kimselerin
aldatılmalarına ve kâfirlerin bu hareket ve davranışlarında herhangi bir
sakıncanın olmadığına inanmalarına sebep olur. Allah Teâlâ en iyi bilendir.”
(el-Lu’lu’ul-Mekîn Min Fetâvâ İbn-i Cibrîn; s: 27).

Sözün özü; müslümanların, Nevruz bayramını kutlamaları,
kutlamak için yemek hazırlamak ve hediye vermek gibi şeylerle Nevruz bayramını
tahsis etmeleri câiz değildir.

Allah Teâlâ en iyi bilendir.

 

Islam Q&A

Hadis Usulü Testi

Bismillah..

Hadis Usulü derslerini dinleyen kardeşler için 15 sorudan oluşan küçük bir test hazırladık.

Sorulardan 4’ü doğru/yanlış

5’i çoktan seçmeli

6’sı boşluk doldurmadır.

Testi kazanmak için en az 120 puan almanız gerekmektedir.

Test sonuçları ve cevaplar başlangıçta yazdığınız e-mail adresine gelecektir.

Teste Başla!

Eğer test linkine tıkladığınızda açılmıyorsa bilgisayarınızda Flash Player yüklü olmayabilir. Aşağıdaki linkten indirebilirsiniz:

http://get.adobe.com/tr/flashplayer/

Shockwave player programını da  aşağıdaki linkten indirip yükleyebilirsiniz:

http://get.adobe.com/shockwave/otherversions/

Yürüyüşler Hakkında Bir Soru ve Cevabı

Soru: Hocam Suudi Arabistan başta olmak üzere
tüm Arap ülkelerindeki resmi ulema, gösterilerin haram olduğuna dair fetva
verdi. Arap âleminde ulema, gösterilerin ve protestoların haram ya da helal olup
olmadığını tartışıyor. Resmi ulema gösterilerin ve protestoların haram olduğuna
yönelik fetva verirken, bağımsız âlimler de bunun helal olduğunu ve haram kılan
ulemayı da Allah’a havale ettiklerini açıkladı.
Suudi Arabistan Büyük Alimler Heyeti, Pazar
günü (6-3-2011) yayımladığı fetvada, sokaklara çıkıp gösteri yapmanın haram
olduğunu açıkladı.
Hocam siz bu konuda neler söyle bilirsiniz
sizce bu fetva doğru mu yoksa yalnış mı ?
Cevap: Bizim arap ülkelerindeki son olaylar
çıkmadan önceki zamanlarda bildiğimiz de bu gösterilerin haram olduğu şeklinde
idi. Acaba bu fetvaya karşı çıktığı söylenen alim(!)ler bu fetvalar çok önceden
verilmiş olmasına rağmen itiraz etmek yeni mi akıllarına geldi? Bu ayaklanmalar
ve gösteriler amerikanın tahrikleridir. Ehl-i Sünnet, Huseyin Radıyallahu anh’ın
Yezid’e karşı  ayaklanması, Muhammed Nefsu’z-Zekiyye olayı vb. ayaklanmaları
tecrübe ettikten sonra yönetime karşı ayaklanmaların faydadan çok zarar
getirdiği hususunda ittifak etmişler ve yöneticiye karşı isyan etmeme ehli
sünnetin bir kaidesi haline gelmiştir.
Yöneticiye ayaklanmanın caiz olması için de
bazı şartlar tayin etmişlerdir. bunların başlıcaları; yöneticinin apaçık bir
küfürle kafir olması, ona karşı ayaklanacakların yöneticiyle en azından eşit
güce sahip olması, bu yöneticinin yerine salih bir müslüman yönetici
getirebilecek güce sahip olmaları – günümüzdekiler gibi demokrasi küfrünü talep
etmeleri değil tabi ki! -, ve maslahat mefsedet değerlendirmesi yapılarak bu
ayaklanmaların getireceği maslahatın, mefsedetlerinden baskın gelmesi..
Yürüyüş ve ayaklanmaların sözkonusu olduğu
ülkelerdeki yöneticiler elbette gayri islami tutumlar içinde bulunan zalim
diktatörlerdir. Lakin onlara ayaklananlara baktığımızda hepsi demokrasi
istiyorlar! Görünen o ki Amerika ve tuzak kurucu kafirler insanları demokrasiden
razı etmek için bir takım çabalar içindeler. Hatta Türkiye’nin de bu oyunlara
numune gösterilerek “Ilımlı İslam” modelinde, demokrat müslüman (!) prototipi
olarak sunulduğuna şahit oluyoruz.
Taguti düzenler altında ezilen müslümanlar
İslam’ın yönetimini arzu ve talep etmekle mükellefler iken, bunun için gerekli
adımları atmadılar. Taguta sövmekle ve tekfir etmekle yetindiler, ıslah ve
eğitim çalışmalarına ağırlık vermediler. Kafir dünya düzeni de müslümanlara aba
altından sopa göstererek önce baskıcı yüzünü sonra da zehirli havada nefes
aldıran demokrat yüzünü gösterdi! Dikkat edin! Bu müslümanlar için en büyük
tehlikedir! Zira demokrasinin imkanları ile müslümanlar bir rehavete
kapılırlarsa bir daha islami yönetimi benimsemezler, insanları islama davet
etmeleri zorlaşır. Çünkü İslam, demokrasi küfrünün serbestlik verdiği hevaya ve
şehvetlere uyma türünden bazı olumsuzlukları engelleyecektir. Bugün demokrasi
için bu yürüyüşlerin meşru olduğuna fetva veren müslümanların ya dar düşünceli
ya da oyuna getirilmiş kimseler olduğunu düşünmekteyim. Allah basiret
versin.
* Bu yazıma şöyle bir itiraz yapılması mümkündür: Daha önce seçimler yapılırken tıpkı protesto yürüyüşlerinin demokrasinin bir metodu olması gibi, diğer bir demokrasi metodu olan oy kullanmanın da, mevcut dayatmacı küfrün altında kalmaktansa oy kullanarak zulmün bir kısmını def etmek yani iki kötülükten hafif olanını tercih etmek olduğunu ve bu düşünceyle oy verenlerin değil küfre, günaha bile nispet edilemeyeceğini söylemiştik. Zira bu şartlarda oy kullanan, islam’a karşı demokrasiyi değil, dayatmacı küfre karşı demokrasiyi tercih etmiş oluyor. Peki oy kullanma hakkında böyle düşündüğümüze göre aynı mantıkla hareket edecek olursak, neden protesto yürüyüşlerine karşı çıkılmaktadır? Bunun sebebi iki fiil arasındaki maslahatların ve mefsedetlerin farklılığıdır. Yöneticiye karşı ayaklanmalarda müslümanların maddi ve manevi büyük zararları olmaktadır. Mevcut durumda da Salih selefin menhecine göre tevhid daveti tam anlamıyla ulaşmamıştır. İnsanlar sahih islam konusunda gerektiği gibi bir bilgiye sahip değillerdir. Sahih bilgi tam anlamıyla ikame olmadığı için de batıl metodlara dayalı birçok islam anlayışına sahip fırkalar yayılmıştır. Oy kullanma neticesinde müslümanlar demokrasiden tevhid daveti adına fayda elde edebileceklerse, bunun akabinde insanların demokrasiden razı olmaları tehlikesine karşı tedbirleri alabileceklerse ve bunun neticesinde müslümanlar önceki durumlarından daha fazla zarar görmeyeceklerse buna domuz eti yemek zorunda kalanın muztarlığı kadar ruhsat vardır. ancak zaruretler miktarlarına göre tayin edilir. Yürüyüşler, yöneticiler aleyhinde propagandalar, ayaklanma ve benzer eylemlerde ise müslümanların önceki bulundukları durumdan daha fazla zarara uğramaları ve bunları telafi edemez hale gelmeleri, üstelik müslümanların yaşadığı ülkelerdeki kuvvetin zayıflamasıyla – Irakta olduğu gibi – kafir devletlere yem haline gelmeleri söz konusu olur. Bu yürüyüş ve protestoları yapanlar demokrasi istediklerini ve bu ayaklanmalarının dini bir gayeye dayanmadığını açıkça ifade etmektedirler. Oy kullananlara gelince, bunlardan kimisi demokrasi ya da diğer küfür ideolojilerini istemekte, kimisi de gücünün yettiği kadarıyla zulmü def etmesini oy kullanmakta gördüğü için bunu yapmaktadır.
Son olarak şunu hatırlatmakta fayda var: Ebu Hureyre radıyallahu anh “Ben Allah rasulünden iki kap dolusu ilim aldım, birini size yaydım, diğerini de açıklasam boynumuz vurursunuz” demiştir. (Buhari ilim 42) Ebu Hureyre radıyallahu anh, “Allah’ım bana sefihlerin idareci olduğu zamanları gösterme diye dua ederdi. nitekim hicri 60 senesinde vefat etmiş ve 61 yılında da Huseyn radıylallahu anh’ın Yezid’e karşı ayaklanması ve şehit edilmesi gerçekleşmiştir. her ne kadar İbn Ömer, Ebu Said radıyallahu anhum gibi sahabeler bu ayaklanmasının doğru olmadığını nasihat etmişlerse de Huseyn radıyallahu anh onları dinlememiştir. Allah rasulü ise Müslümanlar için daha faydalı bir metod uygulayan Hasen radıyallahu anh’ın tavrını övmüştü.
Demek istediğim şu ki, Ebu Hureyre radıyallahu anh’ın açıklamadığı kısımda fitneler ve zalim idarecilerin bilgisi vardı. Allah rasulü bunları herkese açıklamamıştı. Zalim idarecileri bilmek ve onları heryerde kötülemek asıl gaye olsaydı Allah rasülü bunları herkese açıklardı. Aynı şekilde Ebu Hureyre radıyallahu anh de bu gayeye uygun hareket etmiş ve toplumun ıslahının idarecilerin ıslahından önce geldiğini bildiğinden böyle hareket etmişti. İdarecilerin ıslahını hedef edinen insanlar ise toplumlarındaki tehlikelere gafil kalmaktadırlar. İdarecileri hedef aldıklarından olsa gerek, idarecilerin otoritesini sarsan yürüyüş ve protestolara sevinirlerken, bu idarecilere ayaklananların başka bir küfür olan demokrasiyi talep ettiklerini görmezden gelmektedirler. Yine sırf oy kullananlara kafir dediği için Ahmet Kalkan adlı mutezile tagutunu öve öve bitiremeyenler, onun hadis inkarcılığını ve batıl akidelerini görmezden gelmektedirler. Fahreddin Razi vb. bidat ehli kimseleri hoşlarına giden açıklamalarından dolayı göklere çıkarmalarına karşılık Şeyh Elbani, Şeyh Mukbil b. Hadi, İbn Useymin, Abdulaziz b. Baz gibi asrın en önemli ehl-i sünnet alimlerini karalamakta hatta tekfir dahi etmektedirler! Ey Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmeti! Hislerin insanı ne kadar kör ettiğini görmez misiniz? Hisleri akıl ile kontrol altına almak, aklı da Kitap, sünnet ve salih selefin menheci ile kontrol altına almak mecburiyetimiz vardır. Allah yardımcımız olsun.
Ebu Muaz el-Çubukâbâdî

Hutbetu’l-Hâce

Şüphesiz hamd yalnız Allah’adır. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerlerinden, amellerimizin kötülüklerinden Allah’a sığınırız. Allah’ın hidâyet verdiğini kimse saptıramaz. O’nun saptırdığını da kimse doğru yola iletemez. Şehadet ederim ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. O, bir ve tektir, O’nun ortağı yoktur. Yine şahadet ederim ki, Muhammed Allah’ın kulu ve Rasûludur.

“Ey iman edenler! Allah’tan nasıl korkmak gerekirse öyle korkun ve siz ancak Müslümanlar olarak ölünüz.” (Al-i İmran; 3/102)

“Ey insanlar! Sizi tek bir candan yaratan ve ondan da eşini var eden, her ikisinden birçok erkek ve kadınlar türeten Rabbinizden korkun. Kendisi adına birbirinizden dileklerde bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık bağlarını kesmekten de sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde tam bir gözetleyicidir.” (en-Nisâ; 4/1),

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve dosdoğru söz söyleyin. O da amellerinizi lehinize olmak üzere düzeltsin, günahlarınızı da mağfiret etsin. Kim Allah’a ve Rasûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşla kurtulmuş olur.” (el-Ahzâb; 33/70-71)

Bundan sonra,

Şüphesiz sözlerin en güzeli Allah’ın Kelam’ı, yolların en hayırlısı Muhammed Sallallahu aleyhi ve sellem’in yoludur. İşlerin en kötüsü sonradan çıkarılanlarıdır. Her sonradan çıkarılan şey bidattir ve her bidat sapıklıktır. Her sapıklık ta ateştedir