Yürüyüşler Hakkında Bir Soru ve Cevabı

Soru: Hocam Suudi Arabistan başta olmak üzere
tüm Arap ülkelerindeki resmi ulema, gösterilerin haram olduğuna dair fetva
verdi. Arap âleminde ulema, gösterilerin ve protestoların haram ya da helal olup
olmadığını tartışıyor. Resmi ulema gösterilerin ve protestoların haram olduğuna
yönelik fetva verirken, bağımsız âlimler de bunun helal olduğunu ve haram kılan
ulemayı da Allah’a havale ettiklerini açıkladı.
Suudi Arabistan Büyük Alimler Heyeti, Pazar
günü (6-3-2011) yayımladığı fetvada, sokaklara çıkıp gösteri yapmanın haram
olduğunu açıkladı.
Hocam siz bu konuda neler söyle bilirsiniz
sizce bu fetva doğru mu yoksa yalnış mı ?
Cevap: Bizim arap ülkelerindeki son olaylar
çıkmadan önceki zamanlarda bildiğimiz de bu gösterilerin haram olduğu şeklinde
idi. Acaba bu fetvaya karşı çıktığı söylenen alim(!)ler bu fetvalar çok önceden
verilmiş olmasına rağmen itiraz etmek yeni mi akıllarına geldi? Bu ayaklanmalar
ve gösteriler amerikanın tahrikleridir. Ehl-i Sünnet, Huseyin Radıyallahu anh’ın
Yezid’e karşı  ayaklanması, Muhammed Nefsu’z-Zekiyye olayı vb. ayaklanmaları
tecrübe ettikten sonra yönetime karşı ayaklanmaların faydadan çok zarar
getirdiği hususunda ittifak etmişler ve yöneticiye karşı isyan etmeme ehli
sünnetin bir kaidesi haline gelmiştir.
Yöneticiye ayaklanmanın caiz olması için de
bazı şartlar tayin etmişlerdir. bunların başlıcaları; yöneticinin apaçık bir
küfürle kafir olması, ona karşı ayaklanacakların yöneticiyle en azından eşit
güce sahip olması, bu yöneticinin yerine salih bir müslüman yönetici
getirebilecek güce sahip olmaları – günümüzdekiler gibi demokrasi küfrünü talep
etmeleri değil tabi ki! -, ve maslahat mefsedet değerlendirmesi yapılarak bu
ayaklanmaların getireceği maslahatın, mefsedetlerinden baskın gelmesi..
Yürüyüş ve ayaklanmaların sözkonusu olduğu
ülkelerdeki yöneticiler elbette gayri islami tutumlar içinde bulunan zalim
diktatörlerdir. Lakin onlara ayaklananlara baktığımızda hepsi demokrasi
istiyorlar! Görünen o ki Amerika ve tuzak kurucu kafirler insanları demokrasiden
razı etmek için bir takım çabalar içindeler. Hatta Türkiye’nin de bu oyunlara
numune gösterilerek “Ilımlı İslam” modelinde, demokrat müslüman (!) prototipi
olarak sunulduğuna şahit oluyoruz.
Taguti düzenler altında ezilen müslümanlar
İslam’ın yönetimini arzu ve talep etmekle mükellefler iken, bunun için gerekli
adımları atmadılar. Taguta sövmekle ve tekfir etmekle yetindiler, ıslah ve
eğitim çalışmalarına ağırlık vermediler. Kafir dünya düzeni de müslümanlara aba
altından sopa göstererek önce baskıcı yüzünü sonra da zehirli havada nefes
aldıran demokrat yüzünü gösterdi! Dikkat edin! Bu müslümanlar için en büyük
tehlikedir! Zira demokrasinin imkanları ile müslümanlar bir rehavete
kapılırlarsa bir daha islami yönetimi benimsemezler, insanları islama davet
etmeleri zorlaşır. Çünkü İslam, demokrasi küfrünün serbestlik verdiği hevaya ve
şehvetlere uyma türünden bazı olumsuzlukları engelleyecektir. Bugün demokrasi
için bu yürüyüşlerin meşru olduğuna fetva veren müslümanların ya dar düşünceli
ya da oyuna getirilmiş kimseler olduğunu düşünmekteyim. Allah basiret
versin.
* Bu yazıma şöyle bir itiraz yapılması mümkündür: Daha önce seçimler yapılırken tıpkı protesto yürüyüşlerinin demokrasinin bir metodu olması gibi, diğer bir demokrasi metodu olan oy kullanmanın da, mevcut dayatmacı küfrün altında kalmaktansa oy kullanarak zulmün bir kısmını def etmek yani iki kötülükten hafif olanını tercih etmek olduğunu ve bu düşünceyle oy verenlerin değil küfre, günaha bile nispet edilemeyeceğini söylemiştik. Zira bu şartlarda oy kullanan, islam’a karşı demokrasiyi değil, dayatmacı küfre karşı demokrasiyi tercih etmiş oluyor. Peki oy kullanma hakkında böyle düşündüğümüze göre aynı mantıkla hareket edecek olursak, neden protesto yürüyüşlerine karşı çıkılmaktadır? Bunun sebebi iki fiil arasındaki maslahatların ve mefsedetlerin farklılığıdır. Yöneticiye karşı ayaklanmalarda müslümanların maddi ve manevi büyük zararları olmaktadır. Mevcut durumda da Salih selefin menhecine göre tevhid daveti tam anlamıyla ulaşmamıştır. İnsanlar sahih islam konusunda gerektiği gibi bir bilgiye sahip değillerdir. Sahih bilgi tam anlamıyla ikame olmadığı için de batıl metodlara dayalı birçok islam anlayışına sahip fırkalar yayılmıştır. Oy kullanma neticesinde müslümanlar demokrasiden tevhid daveti adına fayda elde edebileceklerse, bunun akabinde insanların demokrasiden razı olmaları tehlikesine karşı tedbirleri alabileceklerse ve bunun neticesinde müslümanlar önceki durumlarından daha fazla zarar görmeyeceklerse buna domuz eti yemek zorunda kalanın muztarlığı kadar ruhsat vardır. ancak zaruretler miktarlarına göre tayin edilir. Yürüyüşler, yöneticiler aleyhinde propagandalar, ayaklanma ve benzer eylemlerde ise müslümanların önceki bulundukları durumdan daha fazla zarara uğramaları ve bunları telafi edemez hale gelmeleri, üstelik müslümanların yaşadığı ülkelerdeki kuvvetin zayıflamasıyla – Irakta olduğu gibi – kafir devletlere yem haline gelmeleri söz konusu olur. Bu yürüyüş ve protestoları yapanlar demokrasi istediklerini ve bu ayaklanmalarının dini bir gayeye dayanmadığını açıkça ifade etmektedirler. Oy kullananlara gelince, bunlardan kimisi demokrasi ya da diğer küfür ideolojilerini istemekte, kimisi de gücünün yettiği kadarıyla zulmü def etmesini oy kullanmakta gördüğü için bunu yapmaktadır.
Son olarak şunu hatırlatmakta fayda var: Ebu Hureyre radıyallahu anh “Ben Allah rasulünden iki kap dolusu ilim aldım, birini size yaydım, diğerini de açıklasam boynumuz vurursunuz” demiştir. (Buhari ilim 42) Ebu Hureyre radıyallahu anh, “Allah’ım bana sefihlerin idareci olduğu zamanları gösterme diye dua ederdi. nitekim hicri 60 senesinde vefat etmiş ve 61 yılında da Huseyn radıylallahu anh’ın Yezid’e karşı ayaklanması ve şehit edilmesi gerçekleşmiştir. her ne kadar İbn Ömer, Ebu Said radıyallahu anhum gibi sahabeler bu ayaklanmasının doğru olmadığını nasihat etmişlerse de Huseyn radıyallahu anh onları dinlememiştir. Allah rasulü ise Müslümanlar için daha faydalı bir metod uygulayan Hasen radıyallahu anh’ın tavrını övmüştü.
Demek istediğim şu ki, Ebu Hureyre radıyallahu anh’ın açıklamadığı kısımda fitneler ve zalim idarecilerin bilgisi vardı. Allah rasulü bunları herkese açıklamamıştı. Zalim idarecileri bilmek ve onları heryerde kötülemek asıl gaye olsaydı Allah rasülü bunları herkese açıklardı. Aynı şekilde Ebu Hureyre radıyallahu anh de bu gayeye uygun hareket etmiş ve toplumun ıslahının idarecilerin ıslahından önce geldiğini bildiğinden böyle hareket etmişti. İdarecilerin ıslahını hedef edinen insanlar ise toplumlarındaki tehlikelere gafil kalmaktadırlar. İdarecileri hedef aldıklarından olsa gerek, idarecilerin otoritesini sarsan yürüyüş ve protestolara sevinirlerken, bu idarecilere ayaklananların başka bir küfür olan demokrasiyi talep ettiklerini görmezden gelmektedirler. Yine sırf oy kullananlara kafir dediği için Ahmet Kalkan adlı mutezile tagutunu öve öve bitiremeyenler, onun hadis inkarcılığını ve batıl akidelerini görmezden gelmektedirler. Fahreddin Razi vb. bidat ehli kimseleri hoşlarına giden açıklamalarından dolayı göklere çıkarmalarına karşılık Şeyh Elbani, Şeyh Mukbil b. Hadi, İbn Useymin, Abdulaziz b. Baz gibi asrın en önemli ehl-i sünnet alimlerini karalamakta hatta tekfir dahi etmektedirler! Ey Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmeti! Hislerin insanı ne kadar kör ettiğini görmez misiniz? Hisleri akıl ile kontrol altına almak, aklı da Kitap, sünnet ve salih selefin menheci ile kontrol altına almak mecburiyetimiz vardır. Allah yardımcımız olsun.
Ebu Muaz el-Çubukâbâdî
Reklamlar

1 Comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s