Yazılar

Reklamlar

146 Comments

  1. Seyfullah Erdoğmuş kardeşimiz ilim tahsilini nerelerde yapmıştır. Ve diğer Selefi olduğunu söyleyen kardeşlerimiz hangi tarik ile ilim tahsilinde bulunmuşlardır, üstadları kimdir tanımak isterim

    • Seyfullah Erdoğmuş tahsilini Türkiyede yapmıştır
      derslerine devam ettiği hocalarından bazıları şunlar olmuştur:
      Mehmet Koca, Salih Çelik, Abdullah, Maraş’lı Atıf ve Afşin’li Fatih hocalardan Risale-i Nur külliyatını dinlemiştir.
      Ziya Hotamışlı’dan akaid, Yozgat’lı Cemil hoca’dan akaid ve fıkıh, Çorum’lu Bilal hoca’dan akaid ve kıraat
      Ercan Akdağ hocadan fıkıh, Nevşehir’li Ömer b. Ebi Bekr er-Rıfai’den hadis, tefsir, tasavvuf, tecvid
      şeyh Ebu Bekir’den; fıkıh, Seyyid Muhammed el-Bağdadi ve Karayazı’lı Vecihi hoca’dan: kitabiyat
      Muhammed b. Alevi el-Maliki el-Haseni’den hadis, Ferhat Çağlar hocadan arapça dersleri almıştır.
      Mısır’lı Mecdi Muhammed eş-Şihavi’den (Messenger üzerinden canlı görüşmelerle) istifade etmiştir. İnternet üzerinden Yemen, Ürdün ve Mısır’ın selefî alimlerinin derslerinden istifade etmiştir.

  2. selamunaleyküm ben almanyadan abdullah ebu muaz allah rizazi icin birsey söylemek istiyorum . acaba bi konuda icma varsa ki var .insan kendi hevesine uyupda alimlerin haram dedi birseye nasil olurda helal der bu nasil bir fikih anlayisi . Süphesiz allah benim ümmetimi sapiklikta birlestirmez.allah in eli cemaat üzerindedir.kim ayrilirsa atese dogru ayrilmis olur. (elbani sahihu süneni ebu davud)
    kendin iciyorsun diye sen nasil haram olan birseyi helal dersin .allah islah eylesin
    zigara haramdir bunu ümmet alimleri sölüyorlar.
    kendini kandirma erkek ol erkek ol

    • aleykum selam ve rahmetullah ve berakatuh
      rızası için sevdiğiniz Allah da sizi sevsin. yanlışta gördüğünüz bir kardeşinize uyarıda bulunmanızdan dolayı da teşekkür ederim. Allah birbirlerini Allah rızası için uyaran müslümanların sayısını artırsın.
      Hata etmediğimi iddia etmekten Allaha sığınırım. lakin ifadelerinizde cevap vermek gerektiğini düşündüğüm bir kaç hususu da belirtmeliyim.
      1- Sigaranın haram olduğuna dair bir icma hiçbir asırda sözkonusu olmamıştır.
      2- Sigaranın helal olduğunu söylemedim, bilakis bu konuda haram ya da helal diye hüküm belirtmeye karşı çıktım, bunun susulması (yani şer’i hüküm verme konusunda susulması) gereken meselelerden olduğunu, zira tamamlandığı bildirilen bu dinde sigara hakkında açık bir nas bulunmadığını belirttim. Sigaranın haram olduğunu düşünen alimler (Allah onlardan razı olsun ve bizleri onların ilminin bereketiyle faydalandırsın) sigaranın ismen değil, illeten haram olduğunu söylemişlerdir. Şayet sigara hakkındaki risaleyi incelemişseniz söz konusu illetlerin değerlendirilmesi yapılmıştır.
      3-“”Kendin içiyorsun diye haram olan bir şeye helal demek” ithamı kabul edebileceğim bir şey değildir. böyle bir ithama haklılık payı verilirse, haram diyenlere de kendileri içmedikleri ve hoşlanmadıkları için mubah olan bir şeye haram diyorlar şeklindeki bir ithama da haklılık payı çıkarılır. halbuki bu ithamlar her iki şekli de bir müslümandan beklememiz gereken tavırlar olmalıdır.
      Allah beni ve sizleri hakka ittiba eden ve batıldan uzaklaşan kullarından eylesin.

  3. selamu aleykum abiler ablalar amcalar yengeler vs. bana acilen yardim gerekli internete heryerde ariyorum ama bulamadim bana hemen bugün cvp verirseniz sevinirim.. simdi sorum söyle …ben Ebu Muaz Seyfullah Erdoğmuş hakinda aradim ama bulamadim yazar oldugunu biliyorum ama neyapti ne okudu nasil yazar oldu kimin nesi oldugunu örenmek istiyorum eyer bana yardim ederseniz cok sevinirim edeninde etmiyeninde duvalari kabul olsun ALLAH SIZI KORUSUN cevabinizi bekliyecem tskler

    • aleykum selam
      Bu bölümde kısa biyografim mevcuttur. ancak şahsım hakkında bilgi vermekten daha çok siteyi takip edenlerin faydalanmalarını umduğum bilgileri sunmaya çalışıyorum. zira insanlara ulaştırılması gereken şey, şahıslar hakkında olanlar değil, Allah rasulünden ve ümmetin selefinden gelen bilgiler olmalıdır.

  4. inanınki sizleri ve söylemlerinizi hakkıyla çürütecek yüzlerce mümin mucahid vardır bu ümmetin ilim ehlinde..sizler tutturmuşsunuz sadece biz varız bizim alimlerimiz var…alim nedir tanımı nedir…ilimle amel etmiyene ne dir…batıl karşısında hakkı söylemiyene ne denir…

  5. ya biraz adam olunda kendinizide taklidçi sayında bari ne olduğunuzu bilelim bari sizlerde alimlerinizi hahamlarda papazlarda olduğu gibi rab edinmeyinde tevhidehli olduğunuzu bilelim.daha hariciliği daha mürcieciliği bilmiyorsunuz desem yeridir…sadece kulaktan duyma şu alim bunu dedi bu alim bunu dedi diyorsunuz…ya bir örnek vereyim seyyid kutup yazınız…ya o alimlerde hata yapamazmı bir alim hata yaptı diye sizmi sözcüsünüz…bunu bildirmeye. yoksa …allahu teala hesapların görüleceği günde sizleri kul haklarından yargılayacağını unutmayın…

    • Allah Azze ve Celle’den gönlünüze genişlik vermesini ve içinde bulunduğunuz sıkıntılardan kurtarıp her meseleye hak ettiği değeri verecek basiret nasip etmesini dilerim. merak etmeyin, din Allah’ın dinidir, O dinini her türlü sapıklıktan koruyacaktır. lakin mesele Allah’ın korumayı vaad ettiği dinin ne olduğunu bilmek ve ona tabi olmaktır. isimlere takılır kalırsanız tıpkı bu tavrınızda olduğu gibi allameliğe soyunduğumuzu zannedersiniz. menhecimizde söz sahibi olan iki isim; Allah, rasulü ve bir de sahabenin tamamı vardır. bunlara her kim muhalefet ederse, – her kim olursa olsun – biz de ona muhalefet ederiz. kim de bunlara muvafakat ederse biz de ona muvafakat ederiz.
      Ebu Muaz

  6. allahu teala bizimde sizinde iyiliğini versin..söylemlerinizle yazılarınız birbirini yalanlıyor…taklidçi bir anlayışla hareket ediyorsunuz ..kendi bildiğiniz alimlerden başka kimseyi örnek vermiyorsunuz…unutmayın her insan hata yapabilir ve her hatayıda başka güzellik sahibi alim düzeltir…bizler müslümanız ve dinimiz islam…ben sizin önceki halinizide şimdiki halinizide bilen bir insan olarak konuşup yazıyorum…şimdide ebusaid hoca dan etkilenerek yazılarınızı yazıyorsunuz…bunu anlamamak zor değil ..kardeşim…unutmayın bu ülkede sizden ehil insanlar bu davayı üslendide haberiniz yok kardeşim…siz tanımıyorsanız biz ne yapalım..dualarla…

    • herhalde bildiğim alimleri örnek vereceğim, bilmediğim alimleri nasıl örnek verebilirim? taklit suçlamanıza gelince, ben taklidin haram olduğuna itikad ediyor ve her yerde bunu dile getiriyorum. taklit bir kimsenin sözünü delilsiz de olsa kabul etmektir. ittiba ise bir kimsenin deliline tabi olmaktır. işin ehli olduğumu iddia etmekten haya ederim. bu ülkede ehil insanların davayı üstlendiklerini görmekten ancak gurur duyarım. lakin icma ve kıyasın hakikatini kavramadan edille-i şer’iyye olarak sayan, bunları tıpkı selefin yaptığı gibi edillei şeriyyeden kabul etmeyeni zahirilikle itham eden, kendi prestijleri için ortalığı birbirine kattığı halde, Allah’ın hükümlerinin hiçe sayılmasına aldırış etmeyen, insanları Kitap ve sünnete davet ettikleri halde bunun gereklerini arkalarına atan, otorite sahibi şirk ehliyle barış imzalamışcasına sessiz kalıp sırf rahatlarına halel getirmediği için zayıf gördüğü şirk ehline yüklenen, dava için saçının teline kıyamadığı halde güya “fitne çıkmasın” (!) diye farzlardan ve Allah rasulünün sünnetinden tavizler vermeyi teklif eden, davette kendisinden daha başarılı birilerini gördükçe mutlaka bir kulp takan heva ehlini gördükçe de üzülüyorum. inşaallah “ehil” diye bahsettikleriniz böyle değildir de müslümanların gözü aydın olur.

  7. daha siz piyasada yokken var olan ve taklidide ,icmayıda, ittibayıda çok iyi ayırabilen ,nebevi sünnet ve menhecinide tecrübelerle iyi bilen çok güzel insanlar var bu ülkede..onlar cemaatsel çalışmazlar..devletsel bağlamda emirlik sistemi ile çalışırlar.emire itaat etmiyen kişilerin hükmü ile ilgili hadisleri bilirsiniz…yoksa sistemlerin kucağına oturanlar gibi taviz üzerine taviz, tarikatçıların kucağına oturanlar gibi ılımlılık üzerine ılımlılık…haricilerin şekline bürünen gibi tekfir üzerine tekfircilik, mürcielerin kucağına oturanlar gibi allah var kıl söyle tevhidi ,söyle şehadeti al cenneti diyenler gibi ve tüm bu metodlardan uzak bir anlayışla adalet vetevhidi çizgide hareket eden nice mucahid salih kullar var bu ümmette…unutmadan söyleyim çizgilerinide bu menheç üzere sürdürüyorlar….belamsı kişiliklere mecsidlerini teslim eden , beşeri kanunların kucağına oturan, dillerini kesen şeytani kişiliklerden uzak olan ve tevhidi bağlamda ayrılması için kınayıcının kınamasından çekinmeksizin hakkı söyleyen mucahidlervar bu ümmette kardeşimiz…allahu teala onların sayısını çoğaltsın…maslahat ve mefsede ilmini dahi bilmeyen kişiliklerden uzak olan bir mucahid nesil var bu ümmette..hemde en üztün özellikleri tevhidi sancağı bir emirliğe biatlı şekilde yerine getirmeleridir..işleride sadece hakkı hak olarak tebliğ etmektir…dileyeni hidayete ulaştıran sadece alemlerin rabbi olan allahu tealadır..

  8. kardeşim sana bir şey diyeyim..kulaktan dolma sözlerden beri olarak …içinde bulunduğumuz laik ve demokratik kemalist bir sistemin bekasını sağlayan kurumların içerisinde bulunmanın ( ordu, polis, hükümet, adliye,meclis, belediye …ve benzeri…kurumlar) islam dinindeki kesin hükmü nedir ? hade bu soru biraz ağır türden olabilir…bunun yanında dinler arası diyaloğun islam dinindeki hükmü nedir…?tarikatçıları amellerinin ve kişiliklerinin batıllığını haykırmak ne ise ayrıca hakkı batılla karıştırıp sunan dini anlatan kişilerin konumu nedir…? ve islam dininin bunlara karşı keskin ve kesin tavrı hükmü kelime-i tevhide göre nedir..?

    • soru mu soruyorsunuz bir şeyler ispatlamaya mı çalışıyorsunuz? eğer maksadınız soru sormaksa sorunuz hiç de ağır türden değil. bu konuda cevabı Selefin Sabit Akidesinden Cevaplar adlı çalışmamda vermiş bulunuyorum. piyasada biz yokken hakkı anlatanlara gelince onlara ancak dua ve teşekkür ederiz. ama sözlerinizin altında bir takım ithamlar varsa bunun ispatı da gerekir. ben herhangi bir emirlik sistemi ile çalışmıyorum ve bu bidate de karşıyım. tabi olacağım emir ise ancak kureyş mensubu olur. ayrıca bir emir varken ikincisinin emirlik talep etmesi halinde onun öldürülmesi emredilmiştir hadiste. günümüzde bir çok emirlik iddia edenler var. ben Huzeyfe radıyallahu anh’ın rivayet ettiği hadise tabi oluyorum: Müslümanların halifesi ve cemaati yoksa, bütün fırkalardan uzaklaş. evinin hasırı ol. günümüzden müslümanların Kureyşe mensup halifesi olmadığına göre geride “emirlik” iddiasında bulunan bidat fırkaları var demektir. ben de hepsinden beriyim.

  9. Yukardan aşağı yazılanları okuyorum, bazı yorum yazanlar kendi yazdıklarına şöyle bir baksalar kelimelerinde ki şiddeti ve hangi ekolu temsil ettiklerini görecekler…

    Soru sormanın uslubu bellidir, siz o eleştirdiğiniz tarikatçılardan ne farkınız kaldı ki.. ? Onlara da alimlerinin düştükleri hatalar, ve bidatları hatırlatıldığında, kendilerine iletilen mesajı doğrumu yanlışmı diyerek KUR-AN ve SÜNNETE götürüp, aklı selim il üzerinde düşünmek yerine, kendi inandıkları ile söylenilen sözler arasına adeta duvar örüyorlar, bence yazdıklarınızı biraz daha düşünün, şiddetiniz, ve sözleriniz zaten bana nasıl bir düşünce yapısında olduğunuzu ayan beyan gösterdi…Bu konu ile ilgili birkaç cümle etmeden geçemedim…

    Asıl önemli kısma geçeyim Ebu Muaz Hocam, sizin Seferilik ive namazı kısaltma ile ilgili yazdıklarınızı okudum ve benim iş yerim ile evim arası 6,500 mt (Kuş Uçumu normal ulaşım araçları ile 15 km kadar). ve ben iş yerimde namazlarımı kısaltıyorum… bu konu ile ilgili benim kafamda ki soru ise şu, acaba sabah evinden iş ve çalışma amaçlı bu mesafeleri aşanlar için geçerlimidir bu seferilik meselesi….

    Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Barakatuhu..

    • aleykum selam ve rahmetullah ve berakatuh
      İş yeriniz yaşadığınız muhitin sınırları içerisinde ise seferî olmazsınız. Çünkü İbn Munzir, yaşanan muhitin son evinin geçilmesiyle seferiliğin başladığı hususunda icma nakleder. ama muhitin dışında ise herhangi bir mesafe tayini sözkonusu olmaksızın seferi olursunuz. ancak burada en az mesafenin 1 mil (yaklaşık 2 km) olmasına dikkat edilmelidir. zira Sahabe’den nakledilenlerin en azı bu miktardır ki, İbn Ömer radıyallahu anhuma’dan bu şekilde mevkuf olarak nakledilmiştir. Evinizden hangi amaçla çıktığınızın seferiliğe bir etkisi yoktur. yolculuk olarak nitelenen her çıkış seferiliği gerektirir. bir yerde yerleşmeye niyet etmediğiniz sürece orada seferi olursunuz. Allah en iyi bilendir.

      • Hocam kusura bakmayın cehalet olarak veya namazı kısaltmanın kolaylığına kaçtığım yorumuna da düşmeyin, kalpleri en iyi bilen ALLAH C.C dur.. Sizin o yazınızda ki şu Hadis-i Şerife verdiğim önemine istinaden soruyorum..

        ” Bu ALLAH C.C un bir sadakasıdır ve onun sadakasını reddetmeyiniz”

        MUHİT den kasıt yaşanılan ŞEHİR midir, yoksa yaşanılan İLÇE midir, çünkü oturduğum ilçe aramızda 5 e yakın ilçe sınırını katediyorum, bunu detaylandırmak ve açığa kavuştumak adına soruyorum…

        Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Barakatuhu..

      • aleykum selam selam ve rahmetullah ve berakatuh
        Dinini kullarına kolay kılan Allah’a hamd olsun. bu konuda sıkıntıya düşmenize gerek yoktur. dinde aslolan deliller desteklediği sürece kolaylığı talep etmektir. muhit derken şehir, ilçe köy fark etmez. siz anladığım kadarıyla seferî oluyorsunuz.

  10. değerli hocam ben sizi allah için çok seviyorum yukarda görüldüğü gibi selefi salihin itikadı adı altında tevhidi ve sünnete fitne ve cedel karıştıranlara allah güzel ahlak versin hakikat ilimde muhatabına çamur atarak saygıda hududu aşarak değil hakikatı delilleriyle beyan edip neyi reddedecekse o konu üzerinde ilim paylaşılır yazık allah ismini aldıığınız en hayırlı nesle gönlünüzüde benzetsin

  11. selamunaleykum we rahmetullahi we berekatuhu

    hocam Allah ilminizi arttirsin bizlerede faydalanmayi nasib eylesin.

    hemen size konuyu arz edeyim insAllah. Bugun ikindi namazi icin yakinimdaki mescide gittim. imamla yalnizdim. 3 rekattan 4. kalkarken (Sahih ilmihaldaki 637 no. hadisi geregince, bu hadisi uyguladim. yani biraz oturduktan sonra kalktim.(Buhari (823) Tirmizi (287) ve ibn Huzeyme (686)). namazi kildiran imam selam vermeden namazi kesti ve beni azarladi, senin yuzunden rekati sasirdim diye. ( “hanefiysen hanefiyim de, maliki sen malikiyikm de gibi,… ve boyle yapmakla fitne olusturabilecegimi, insanlar arasinda dedikoduya yol acabilecegimi ve bolunmeye kadar yol acabilecegimi vurguladi. neye ugradigimi sastim. birsey diyemeden ayrilmak zorunda kaldim. hocam ben yaptigim hic birseyi delilsiz yapmiyorum ve sunneti ihya etmeye calisiyorum ama bir emekli imam bunu fitneyle adlandiriyor. bu imamla iliskim nasil olmasi lazim? yakinimda baska gidebilegim mescid olmadigindan kendimi biraz zor durumda hissettim, cemaatle namazdan kesin ayrilmak istemem cunki. sizlerden bir fetva istemiyorum kesinlikle ancak bir kardesiniz olarak tavsiyelernize muhtacim.
    dua ile

    • aleykum selam ve rahmetullah ve berakatuh.
      amin ecmain.
      yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış. İmamın kendi dalgınlığını sizin üzerinize yıkmasına izin vermemelisiniz. imamın herhangi bir mezhebe bu şekilde yönlendirmeye hakkı yoktur. Sabit bir sünnete karşı bu şekilde davranmaya ve buna fitne demeye devam ederse arkasında namaz kılmayın. gerekirse müftülüğe şikayette bulunmanızı tavsiye ederim. Allah yardımcınız olsun.

  12. s.a Ebu muaz hocam.Fıtır sadakası ile alakalı yazıyı okudum.Vesilenizle bir hakikatı daha öğrenmiş oldum.Ama sizden istediğim bu gün bu sadakayı para ile yapanların aldığı delil nedir?Hangi delile dayanarak bunu yapıyorlar.bu noktada bizi aydınlatırsanız sevinirim.birde imsak vakti ile bir sürü söylenti var.kimi sabah 5 e kadar yiyip içebilirsiniz diyor.bu noktada da bizi aydınlatırsanız seviniriz.Yine birde orucu bozan ve bozmayan şeyler hakkında toplumun yanıl gıya düştüğü noktaları tespit edip bunla alakalı yazılar yayınlarsanız faydalı olur inş.Allah azze ve celle o mahşer günü bizleri utandırmasın inş.

    • aleykum selam ve rahmetullah
      fıtır sadakasının para ile çıkarılmasına fetva verenlerin bildiğim kadarıyla naslardan bir delili mevcut değil. imsak vakti meselesine gelince, normalde ezanlar fecri sadıktan yaklaşık 45-50 dakika kadar önce okunmakta. bu sebeple sabah namazını ezan okunur okunmaz kılmamalı, imsak için bunu ölçü almamalıdır. ezan okunduğu andan itibaren bir seferliğine de olsa semayı gözlemlerseniz, fecri sadık ile ezan arasında kaç dakika fark olduğunu hesaplar ve ona göre hareket edersiniz. oruç ile ilgili yazı arşivinde bilgi olması lazım ama yeniden ekleyeyim inşallah.

  13. s.a hocam hakkını helal et.itikafla alakalı yazın o kadar çok uzun ki okuyup anlayana kadar insan sıkılı veriyo.Bu malesef bizim ayıbımız.Ben biraz okuma özürlüyüm hocam hakkını helal et.Şunu soracağım.üç mescid dışında itikaf olmaz mı?O yazıdan bunu mu çıkartmamız lazım.

  14. o zaman biz bu üç mescidden uzak olduğumuz için bu sünnetten faydalanamayacağız doğru mu hocam.
    günümüzde çoğu müslüman terkedilmiş sünnet kastıyla namaz kılınan yerlerde itikaf olur anlayışıyla itikafa giriliyor.Bunun için bir ruhsat bir fetva yokmudur hocam.Allah razı olsun.

  15. Hocam tekrar hakkını helal et.sitenizde tavsiye sitelerden tevhidve sünnet adlı siteye tıkladım.hocam yalnış anlamayın tamamen tevafuk oldu.şu yazıya rasladım

    .İ’tikâf Ancak Üç Mesciddedir İddiası Doğru mu?

    31 Temmuz 2010

    İlmi Araştırmalar ve Fetvâ Komisyonuna soruldu:
    Soru: Çok kereler şöyle diyenleri işitmekteyiz: Üç mescidin [Mescid-i Harâm, Mescid-i Nebevî ve Mescid-i Aksâ] dışında i’tikâf câiz değildir. Buna Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şu sözüyle delîl getirmektedirler: “İ’tikâf ancak üç mescidde yapılabilir.” Yine şöyle demektedirler: Hadîs hâs, âyet ise umumîdir. Hususi olan umumi olana takdîm edilir. Ancak bizler fazîlet sâhibi hocamız Abdulazîz b. Bâz’dan başka bir görüş işittik. Sizden bu konuyu delîliyle açıklamanızı istiyoruz. Umulur ki Allah göğsümüzü hak için genişletir. Allah size hayırlı karşılıklar versin.

    Cevap: İ’tikâf üç mescide has değildir. Bilakis bütün mescidlerde meşrûdur. Seleften ve haleften ilim ehlinin cumhûru bu görüştedir. Ancak Cuma mescidinde, yani içinde Cuma namazı kılınan mescidde olması daha evlâdır. Müslümanlar geçmişten bu yana bütün mescidlerde i’tikâfa giregelmişlerdir. İ’tikâfı herhangi bir mescide hâs kılmamışlardır. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Mescidlerde i’tikâfta bulunduğunuzda onlarla [kadınlarla] yakınlaşmayın.” [2/Bakara, 187]

    “İ’tikâf ancak üç mescidde yapılabilir.” şeklindeki Huzeyfe hadîsine gelince, bu hadîs sâbit değildir.
    Tevfik Allah’tandır. Peygamberimiz Muhammed’e, âilesine ve ashâbına salât ve selâm olsun.

    Üye: Bekr Ebû Zeyd

    Üye: Abdulazîz Âlu’ş-Şeyh

    Üye: Sâlih el-Fevzân

    Üye: Abdullah el-Ğudeyyân

    Başkan: Abdulazîz b. Abdillah b. Bâz

    [Fetâvâ el-Lecnetu’d-Dâime 2/9/319]

  16. Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Barakatuhu

    Hocam camide sabah namazları son dakikaya kadar bekleniliyor ezan okunduktan sonra 25 dakika kadar sonrasına kadar KUR-AN okunulup cemaat bekletiliyor..

    Bunun sebebini ve delilini cami imamına sordum, diyanet böyle talimat verdi onu uyguluyoruz dedi..

    Hocam ben onu değil bunu hangi ayet yada hadise dayandırılarak yapılıyor diye sorduğumda ..Hanefi mezhebine göre Ebu Hanife böyle bir görüş belirtmiş ama hangi ayet veya hadise dayandığını biliyoruz dediler biri emekli imam diğeri camide görevli imamlardan biri idi..

    Sonra ben araştırdım… Ve Ebu Hanife R.H ın musnedinde namaz bölümünde

    İbn Ömer’in şöyle dediği rivayet edildi:

    Peygamber -salât ve selâm üzerine olsun- buyurdu ki: «Sabah namazını tanyeri iyice ağarmağa başladığı zamanda kılınız. Çümkü bu vakitte kılmakta en büyük sevap vardır.»

    şeklinde bir hadis olduğunu gördüm bu hadis sahih midir…?

    • aleykum selam ve rahmetullah
      Yazdığınız hadis Rafî’ b. Hadîc radıyallahu anh’ın rivayeti olarak sabittir. bkz.: Ahmed (4/142), Nesai (58) Tirmizi (154) İbn Hibban (4/357)
      ancak bu amel terk edilmiştir: Ebu Mesud l-Ensari radıyallahu anh’den gelen rivayette:
      وصلى الصبح مَرةً
      بِغَلَس، ثم صلى مرة أخرى فأسْفَرَ بها، ثم كانت صلاته بَعْدَ ذلك
      التغليسَ حتى مات، ولم يَعُدْ إلى أن يُسْفِرَ
      “….(Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem) sabah namazını bir defasında hava karanlık iken kıldı, sonra bir defasında hava aydınlanınca kıldı, bu andan sonra hep karanlık iken kılmaya başladı ve ölünceye kadar artık aydınlanınca kılmadı.” Bunu Ebu Davud (394) rivayet etmiş, hadis hafızları sahih olduğunu belirtmişler, Şeyh Elbani ise hasen bir hadis olduğunu açıklamıştır. Nitekim Buhari ve Muslim’in Aişe radıyallahu anhadan rivayetlerinde “Kadınlar sabahın karanlığında insanlar birbirlerini tanır hale gelmeden namazdan dağılırlardı…” demiştir.
      Allah en iyi bilendir.

  17. ALLAH C.C razı olsun hocam….

    Bir sualim dah olacak;

    Ravinin ismini hatırlayamadım ama Ebu Said hocamın bir sohbetinde hatırlayabildiğim şekli ile tekrarlamaya çalışayım;

    ” peygamber S.A.S bizi cennete yaklaştıracak ve cehennemden uaklaştıracak ne varsa bize açıkladı”

    bu hadisi çok araım ama kaynak bulamadım belki ben hafızamda kalan kısmında yaptığım arama sonucu bulamadım ama bu hadisi Risalet görevini yerine getirirken eksik noksan bir şey bırakmamıştır konusnu analatırken delil olarak sunmuştu..

    Selamun Aleykum

    • aleykum selam ve rahmetullahi ve berakatuh
      Ebu Zerr radıyallahu anh’den; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bize gökte uçan kuş hakkında dahi bilgi vermeden bizi terk etmedi, buyurdu ki; “Sizi cennete yaklaştıracak her şeyi ve sizi cehennemden uzaklaştıracak her şeyi size mutlaka açıkladım. Bunu Taberani (1647) Ahmed (5/153, 162) İbn Hibban (65) ve Bezzar (3897) sahih bir isnad ile rivayet etmişlerdir. bkz.: Elbani, es-Sahiha (1803)

    • aleykum selam ve rahmetullah
      Amin Allah cümlemizden razı olsun. Kudsi hadis; Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in “Allah Azze ve Celle şöyle buyurdu….” diyerek rabbinden naklettiği hadislere denir. Buna “ilahî hadis” de denilmiştir. Hadis usulünde bu konuda bir ihtilaf bilinmemektedir. “Yoktur” diyenler, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in Allah Azze ve Celle’den Kur’an dışında bir şey nakletmediğini söylemek istiyorlarsa, bu kimseler sünnetin de vahiy kaynaklı olduğunu inkar eden hadis inkarcısı bidat gruplarından birileridir. Allah şerlerinden muhafaza eylesin.

  18. “Kim kendisini Beytullahi’l haram’a ulaştıracak kadar azık ve bineğe sahip olduğu halde haccetmemişse onun Yahudi veya Hristiyan olarak ölmesi arasında fark yoktur. Tirmizide geçen bu hadis sahih midir hocam?

  19. kusura bakmayın meşguliyetler sebebiyle sorunuza cevap yazmayı unuttum.
    Said b. Mansur, Ebu Osman el-Horasani el-Mervezi el-Belhî, hadis hafızı, sika (güvenilir) imam, ilim kabı, meşhur Sünen sahibi, tebaut-tabiine yetişmiş, İmam Malik, İbn Uyeyne ve Leys b. Sad gibi döneminin meşhur alimlerinden ders almış, kendisinden de Ahmed b. Hanbel, Ebu Muhammed ed-Darimi, Muslim, Ebu Davud gibi meşhur alimler ders dinlemişlerdir. hicri 227 yılında (veya daha sonra) Mekke’de vefat etmiştir. Buhari, Muslim, Nesai, Ebu Davud, Tirmizi ve İbn Mace’nin hadis kitaplarında (Kütübü Sitte’de) Said b. Mansur’un rivayet etmiş olduğu bazı hadisler yer almıştır. onunla çağdaş olan alimler kendisinden övgüyle bahsetmişlerdir. örnek olarak Ahmed b. Hanbel: “Said b. Mansur, güvenilir, doğruluk ve fazilet ehlinden biridir” demiştir. Yine “Mekke’de (alimlerden) kimi tavsiye edersin? sorusuna: Said b. Mansur’u cevabını vermiştir. Harb b. İsmail şöyle demiştir: “219 h. yılında ondan hadis yazdım. on bin kadar hadisi ezberinden yazdırdı ve ona imla ettim. sonra bunları bir kitap haline getirerek tasnif etti.” el-Halilî: “Güvenilir oluşunda ittifak edilmiştir” demiştir.
    kısaca aktarabileceklerim bu kadar. detaylı bilgiye ulaşmak isteyenler Hafız Zehebi’nin Siyeru A’lamin Nubela adlı eserine (no 207) bakabilirler. yukarıda naklettiklerimin hemen hemen hepsi ve daha fazlası bu eserde mevcuttur.

  20. s.a hocam.sizden ricada bulunsam hani bir sohbetinizde bir hadis anlatmıştınız.eğer onu öldürseydiniz ümmetimden iki kişi bile ihtilafa düşmezlerdi.bu hadisin tam metnini ve kaynağını ve kimler sahih demişler.Bu hadisi buradan yayınlarsanız sevinirim.Allah razı olsun.s.a

    • aleykum selam
      Enes radiyallahu anh’den: “Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte savaşan bir adam vardı. Savaştan döndüğü za­man derhal mescide gider, orada namaz kılar ve namazını uzun tutardı. Hatta bu yönden Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in as­habı onu kendilerinden üstün görürlerdi. Bir gün adam, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ashâbıyla birlikte otururken yanların­dan geçti. Ashâbdan biri şöyle dedi: ‘Ey Allah’ın Resulü, işte o adam!’ Bunun üzerine Peygamber sallallahu aley­hi ve sellem onu getirtti, ya da adam kendisi geldi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onu görünce, şöyle buyurdu: ‘Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, bunun iki gözü arasında şeytan tarafından siyah bir le­ke vardır.’ Adam yanlarına meclise geldiği za­man, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ona: ‘Sen mecliste durduğun zaman, bu mec­liste benden iyisi yoktur dedin mi?’ diye sordu. Adam: ‘Evet’ dedi ve oradan ayrılarak mescide gitti ayakları ile bir çizgi çizip topuk­larını aynı hizaya getirip namaza durdu. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
      ‘İçinizde bu adamı hanginiz öldürecek?’ Ebû Bekr: ‘Ben’ dedi ve gitti. Geri dönünce Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sordu:
      ‘Adamı öldürdün mü?’
      ‘Öldürmek için gittim, namaz kılarken gördüm, çekindim, geri döndüm’ dedi. Bunun üzerine:
      ‘Hanginiz kalkıp gidip, adamı öldü­recek?’ diye sorunca Ömer: ‘Ben’ dedi. He­men kılıcını alıp gitti, ancak geri dönüp geldi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:
      ‘Ada­mı öldürdün mü?’ diye sorunca,
      ‘Öldürmek için gittim, namaz kılarken görünce, çekin­dim ve geri geldim’ dedi. Peygamber sallalla­hu aleyhi ve sellem yine sordu:
      ‘Bu adamı gi­dip kim öldürecek?’ Ali radiyallahu anh:
      ‘Ben ey Allah’ın Resulü!’ dedi. Allah Resulü sallal­lahu aleyhi ve sellem de:
      ‘Onu ancak sen öl­dürebilirsin, tabi ona erişebilir sen’ dedi. Ali gitti; fakat adamı bulamadı, geri dönüp geldi.
      Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem sordu:
      ‘Adamı Öldürdün mü?’
      ‘Nereye kaybolduğunu bilemedim’ diye cevap verince, şöyle buyurdu:
      ‘İste ümmeti­min içinde ilk çıkan boynuz budur. Eğer onu öldürseydin, ümmetimde iki kişi bile ihtilâfa düşmezdi’.” Bu lafız Ebû Ya’lâ’nın (90, 3668, 4127, 4143) rivayetidir. (Ziyaul Makdisi el-Muhtare (2499) Darekutni (1776) Ebu Nuaym Hilye (3/52, 226) İbnu’l-Mukri Mu’cem (411) Bezzar (keşful estar 1851) İbn Asakir Tarihu Dımaşk (65/73) de rivayet etmişlerdir. el-Acurri Kitabu’ş-Şeria’da bazı rivayet yollarıyla birlikte metinlerini sıralamıştır. Ebu Said ve Ebu Bekra radıyllahu anhuma’nın rivayetlerinden şahitleri vardır. Ziyaul Makdisinin el-Muhtare’sini tahkik eden Şeyh Abdulmelik ed-Duheyş isnadının sahih olduğunu söylemiştir. Hafız Iraki İhya tahricinde (1/275) Ahmed, Bezzar ve Darekutni Enes ra.’den hasen isnadla rivayet ettiler demiştir.

  21. Hocam selamun aleykum ve rahmetullahi ve barakatuhu…

    Süleyman (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kazayı ancak dua önler, ömrü ise ancak iyilik artırır.” (İbn Mâce, Mukaddime: 10-2139-Tirmizi)

    hocam bu hadis sahihmidir….

    ALLAH C.C razı olsun

  22. s.a hocam size yazılan bir yazıda şaban adında bir arkadaş soruyor?o yazılan hadisin sahih olmadığını,münkerül hadis olduğuna dair rivayetler var biz az önce sohbette idik tacettin hocaya sordum oda baktı ve buharideki bu hadisin münkerül hadis terkedilmiş deniliyor.

  23. s.a hocam.Size üç sorum olacak.
    1. sorum rukuya giderken ve kalkarken el kaldırma meselesini imam ebu hanife neden almamıştır.Hadis kendisine mi ulaşmamış yoksa kendi kriterlerine mi uymamıştır.Bana bunu açıklarsanız sevinirim hocam.
    2. sorum birini tanımak istiyorsan ya o kişiyle yolculuk yap yada bir alışverişte bulun bu hadismidir?
    3.sorum hocam.Bir av köpeğim var kaliteli bir köpek.ticarete dökmek maksatıyla olmamak şartıyla yavrularını satabilirmiyim?

    • aleykum selam ve rahmetullah ve berakatuhu
      1- El kaldırma hadislerinden sadece bir tanesinin Ebu Hanifeye ulaştığı ve ravilerinin fakih olmaması gibi batıl bir yorumla bu hadise muhalefet ettiği nakledilir. bugün için el kaldırma hadisleri mütevatirdir ve bu hadislere muhalefet etmek haramdır.
      2- bilmiyorum.
      3- Av köpeği dışında köpeğin satışı haramdır.Câbir radıyallahu anh’den: ‘Rasûlüllâh sallallahu aleyhi ve sellem köpeğin ve kedinin ücretini yasakladı.’ (Muslim 1569) Nesâ’î’nin rivayetinde: ‘Ancak av köpeği bundan müstesna’ şeklinde bir fark vardır. (Nesai 4668)

  24. SA hocam size iki sorum olucak bilgilendirirseniz sevinirim hocam midye yemek mekruh mudur yenilebilirmi ve de bayanların kaş alması lanetlenmişmidir kaş alınabilirmi Allah razı olsun hocam

    • aleykum selam ve rahmetullah
      Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem sahih hadiste denizin suyunun temiz, ölüsünün helal kılındığını bildirmiştir. Midye yemenin mekruh olduğunu gösteren herhangi bir delil yoktur.
      Kaş aldırmak yasaklanmış, bunu yapanlar hakkında lanet varid olmuştur.
      Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki;
      أنَّ رسول الله صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ لَعَنَ الواصلةَ والمستوصلة والنامصة والمستنمصة والواشرة والمستوشرة والواشمةَ والمستوشمة
      “Saç ekleyene ve ekletene, kaş alana ve aldırana, diş düzeltene ve düzelttirene, dövme yapana ve yaptırana lanet olsun.”
      Bir çok sahabeden farklı lafızlarla sabit olmuştur. Bkz.: Elbani Gayetu’l-Meram (93)
      Rivayet şu sahabelerden gelmiştir:
      – Abdullah b. İsam el-Eşari’den: Ebu Nuaym Marife (6457) Bedru’l-Munir (4/111)
      – Ebu Umame radıyallahu anh’den sahih: Taberani (8/130, 187) Metalibu’l-Aliye (2206)
      – Ma’kıl b. Yesar radıyallahu anh’den hasen: Ahmed (5/25) Taberani (20/211) Begavi Mucem (2149)
      – Esma bt. Ebi Bekr radıyallahu anhuma’dan sahih: Buhari (5592) Muslim (2122) Ahmed (6/345, 346, 353) Nesai (5094) Taberani (24/115) İbn Mace (1988) Tahavi Müşkilu’l-Asar (952) Humeydi (321)
      – İbn Ömer radıyallahu anhuma’dan sahih: Buhari (5940) Müslim (2124) İbn Hibban (12/323) Ahmed (2/21) Ebu Davud (4168) Tirmizi (1759) Nesai (5095) İbn Mace (1987) İbn Asakir (13/160)
      – Ebu Hureyre radıyallahu anh’den sahih: Buhari (5589) Ahmed (2/339) Bezzar (2/456) Taberani ed-Dua (2152) Beyhaki (2/426)
      – İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan sahih: Ahmed (1/251, 330) Taberani (11/204) Ebu Davud (4170) Beyhaki (8/224)
      – Ebu Cuhayfe radıyallahu anh’den sahih: Buhari (5601) Ahmed (4/309) Taberani ed-Dua (2153) Beyhaki (6/6)
      – Aişe radıyallahu anha’dan sahih: Buhari (5590) Müslim (2123) Ahmed (6/111, 116, 228, 234, 250) Tayalisi (1564) İbn Hibban (12/326) Taberani ed-Dua (2155-2161)
      – Enes radıyallahu anh’den: Abdurrazzak (3/141)
      – İbn Mesud radıyallahu anh’den sahih: Buhari (5604) Taberani (10/157) Beyhaki (7/208) Ahmed (1/426, 430, 448) İbn Ebi Şeybe (8/488) Ebu Davud (4162) İbn Hibban (8/44) Şaşi Müsned (790)
      – Ali radıyallahu anh’den zayıf isnad ile: Ahmed (1/83, 87, 107, 409) Ebu Ya’la (1/323) İbn Asakir (6/111)

  25. Selamun Aleykum ve Rahmetullah ve Barakatuhu

    Hocam aşağıda vereceğim hadisleri nasıl anlamalıyız, daha doğrusu kafama takılan kısmı ikinci kısım daki ;

    ” ………….Namazları vaktinde kıl. Kıldığın namazı onlarla beraber idrak edersen, tekrar kıl..”

    buradaki niyet nasıl olmalı, farzı evimizde kılıp çıktığımızda farz niyeti ile evimizde kılmış olarak çıkıyoruz anladığım kadarı ile..

    Ebu Zerr r.a şöyle dedi : “Rasulullah s.a.v bana şöyle buyurdu : Namazları geciktiren – veya namazları kendi vaktinden çıkartıp öldüren – emirler olduğu zaman senin halin nasıldır ?,Bana neyi emredersin ? Dedim. Rasulullah : Namazları vaktinde kıl. Kıldığın namazı onlarla beraber idrak edersen, tekrar kıl, çünkü bu senin için bir nafile olur.”

    Müslim 648/238 Ebu Davud 431 Nesei 858-777 Tirmizi 176 Darimi 1/279 Tayalisi 454 Abdurrezzak 3781-3782 Tabarani 1633-M.Kebir Beyhaki 3/128 Beğavi 293 Ahmed 5/159169

    Memleketimizde sabah namazları özellikle gün doğmasına yakın kıldırılıyor, asıl vaktinden geciktirmek sınıfına giriyormu..?

    Selamun Aleykum ve Rahmetullah ve Barakatuhu…

    • aleykum selam ve rahmetullah ve berakatuhu
      Müslümanların halifesi ve ona bağlı imamlar namazların vakitlerini öldürecek şekilde geciktirdiklerinde namazları vaktinde kılmak ve onların arkasında da namazı terk etmemek emredilmiştir. Muslim’in rivayet lafzından birinde “namaz vakitlerini öldürecekler” ifadesi, meşru vaktinin dışına çıkarmalarını ifade eder. Sabah namazı hakkında bahsettiğiniz durum ise bu hadiste anlatılan bir durum değildir. zira fecrin doğumundan güneşin doğmasına kadar olan meşru zaman dilimi içinde kılınmaktadır. Allah en iyi bilendir.

  26. sa hocam size 2 sorum olacak birincisi domuz, necisun ayn dır fakat domuzun sadece kullanılabilen bir tarafı da varmıs bunu arastırmama rağmen bulamadım böyle birsey varmıdır varsa nedir? ikinci sorum (el- ma el – musta’mel) الما ء المستعمل nedir?

    • aleykum selam
      ayette lahme’l-hinzir ifadesi geçer ki, bu domuzun eti ve yağını kapsar. Alimlerin çoğunluğu domuzu tamamen necis kabul ederler. Domuzun sadece kılını fırça olarak kullanmak konusunda alimlerin bir ihtilafı vardır. Zaruret halinde – yani fırça olarak başka bir maddenin ihtiyacı karşılamaması durumunda – domuz kılından fırçaya ruhsat zikredilmiştir. Mevsuatu’l-Fıkhiyyeti’l-Kuveytiyye’de böyle bir fetva yer almıştır. Allah en doğrusunu bilendir.
      Mau’l-Musta’mel temizlik için daha önce kullanılmış su demektir.

    • Necasetin giderilmesi hususunda abdest ve gusülde kullanılmış sular temiz ve temizleyicidir. Delillerine gelince:
      ‘Urve İbn Zubeyr, Misver İbn Mahreme ve Mervân’dan almış. Misver ve Mervân her ikisi de birbirlerinin sözünü tasdik etmişlerdir. Derler ki: ‘…Rasûlüllâh sav. yere bir kerecik tükürmeye görsün, mutlaka onlardan bir adamın eline düşüyordu. Onu alıp yüzlerine, derilerine (teberrüken) sürüyorlardı. Bir şey söyleyecek olsa emrine hepsi birden koşuşuyordu. Abdest alacak olsa, abdest suyundan kapabilmek için nerdeyse (itişip-kakışıp) kavga ediyorlardı. Konuşsalar onun yanında seslerini kısıyorlardı. Saygıları sebebiyle O’na dikkatle bakamıyorlardı bile…’
      Buhârî, (Şurut, [15], 1; Hacc [106]; Muhsar, [3]; Megazî, [35]; Tefsîr, Mümtahine, [2]); Ahmed, (4/323); Abdurrezzâk, (5/330); Ebû Dâvud, (2765-2766, 4655) ve Beyhakî, (9/218).
      Rubeyyi bt. Muavviz ra.’dan: ‘Rasûlüllâh sav. (abdest alırken) elinde kalan su ile başını mesh etti.’
      Ebû Dâvud, (126-131); Darimî, (1/175); Tirmizî, (34); İbn Mâce, (418, 438, 441, 458); Beyhakî, (1/59, 64, 72) ve Elbânî, Sahîhu Suneni Ebû Dâvud, (120). Sahihtir.
      Ebû Hureyre ra.‘den: “Medine yollarından birinde, ben cünüp iken Rasûlüllâh sav. bana rastladı. Gizlendim, gidip yıkandım ve geldim. Rasûlüllâh: ‘Nerede kaldın Yâ Ebâ Hureyre?’ dedi. Ben: ‘Cünüp idim ve temizlenmeden seninle beraber oturmayı doğru bulmadım’ dedim. Rasûlüllâh sav. de şöyle buyurdu: ‘Subhanallah! Müslüman necis olmaz.’”
      Buhârî, (Gusl, [23], 285); Müslim, (371); Ebû Dâvud, (231); Tirmizî, (121); Ahmed b. Hanbel, (2/235, 382, 471); Nesâ‘î, (1/145) ve Beyhakî, (1/189)
      Yani cünüp bir Müslüman, bir suya elini daldırmış olsa ya da nemli bir şeye dokunsa onu pisletmiş olmaz. Nitekim Abdullah b. Zeyd ra. Rasûlüllâh sav.‘in abdestini anlatırken, elini tasa daldırıp su aldığını belirtmiştir.Buhârî, (199); Müslim, (235)
      Cerîr b. ‘Abdullah ra. da hanımına misvaklanırken kullandığı su ile abdest almasını emretmiştir.
      Buhârî, (187). Buhârî bunu muallâk olarak vermiş. İbn Ebî Şeybe ve Darekutnî muttasıl ve sahih isnad ile rivayet etmişlerdir.

  27. sa hocam size daha önce hayızlı ve cunup iken kuran okumakla ilgili bir soru sormustum yazınızı okudum fakat su sorulara da cevap verirseniz cok sevinirim
    hayızlı ve cunup iken kuran okumaya hangi mezhep izin verir ve de bu alimlerin isimleri nelerdir
    bir de toz birikintisiyle teyemmüm edilir mi

    • aleykum selam
      Allah Azze ve Celle el-Alîm’dir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Allah’tan sonra en iyi bilendir. Allah ve rasulünün bir şeyi yasaklamadığı sabit olduktan sonra bundan başka yol, mezhep, alim görüşü aramak çok büyük bir yanlıştır. Bahsettiğim yazıda Allah ve rasulünden gelenlere uygun olarak görüş bildiren alimlerin isimlerini zikretmiş bulunuyorum. Acaba mezheplerin hayızlı ve cünüp iken Kur’an okumaya izin vermediklerini öğrendiğinizde ne yapacaksınız? Allah’tan size indirilene mi, yoksa mezhepler ya da alimler gibi başka dostlar edinip onlara mı uyacaksınız? Zira Allah Azze ve Celle “Allah’tan size indirilene uyun, başka dostlar edinip de onlara uymayın” (Araf 3) buyurmaktadır. Teyemmüm yer cinsinden sert ya da yumuşak herşeyle olur. Şayet bahsettiğiniz toz, yer cinsinden (taş, kaya, toprak vb) maddelere ait bir toz birikintisiyse teyemmüm olur.

    • aleykum selam ve rahmetullah
      Erkek ya da kadın fark etmez, saçı siyaha boyamak yasaklanmıştır. siyah dışındakiler caizdir.
      Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şu sözünde zikredilen tehdit dolayısıyla siyaha boyamak haramdır: ‘Son zamanlarda saç ve sakalının güvercin göğsü gibi siyaha boyayan insanlar olacak. Onlar Cennetin kokusunu duymazlar.’Ebû Dâvud (4/319). Bkz. Sahîhu’l-Câmi‘ (8153) ve Nesâ‘î sahih bir isnadla rivayet eder.
      Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in saçındaki veya sakalındaki beyazlığı sarılık, kızıllık veya kahverengiye çalan bir renk veren kına vb. ile değiştirdiği sabittir. Mekke’nin fethi günü Ebû Kuhafe saçı ve sakalı bembeyaz bir halde getirildiğinde Rasûlullah şöyle buyurur: ‘Bu beyazlığı değiştirin ve (bu işte) siyahtan sakının.’ Müslim (3/1663).
      Doğrusu, bu konuda kadın, erkek gibidir. Siyah olmayan saçlarını siyaha boyaması caiz değildir.

  28. Selamu Aleykum…

    “Mecusilerin kestiklerini yemeyin, kadınlarıyla evlenmeyin.” |Ebu Davud|

    “Bizler harp diyarında bulunuyorduk. Bizimle beraber Berberiler ve Mecusiler de vardı. Onlar bize kesilmiş koç getiriyordu. Fakat biz onların kestiklerini yemiyorduk.” |Muslim|

    Bu Hadislerin Sıhhat Derecelerini Açıklar Mısınız?.

    Şimdiden Teşekkür Ederim…

    • aleykum selam ve rahmetullah.
      Müslim’in rivayeti (no 366) İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan mevkuf olup isnadı sahihtir. Bu konuda pekçok rivayet sabit olmuştur. Yine Tahavi, Şerhu Muşkili’l-Asar’da (6115)sahih bir isnadla Ali radıyallahu anh’den ve diğer bazı sahabelerden, Beni tagleb hristiyanları gibi, hayvan keserken Allah’tan başkası adına kesen ehli kitabın kestiğinin de helal olmadığını söylediğini rivayet etmiştir. Ziyau’l-Makdisi, el-Muhtare’de (12/103) İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan, Hac suresi 17. ayetinin tefsirinde şöyle rivayet etmiştir: “… Mecusilere gelince onlar esnam ehlidir(putperesttir) müşrikler; Beni Tagleb ve beni Cuşem b. Zuheyr gibi arap Hristiyanlarıdır. Bunların durumunda olanların kestikleri ve kadınlarının nikahı Müslümana helal değildir. Çünkü onlar hayvanlarını keserken “Mesihin ismiyle” derler…” isnadında Süleyman b. Davud el-Kattan meçhuldür. Benzer bir rivayeti İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan el-Ümm’de (4/281) İmam Şafii nakletmiştir. Hülasa, onların kestiklerinin yenmemesinin sebebi, onların sadece mecusi veya müşrik olmaları değil, hayvanlarını Allah’tan başkası adına kesmeleridir.

  29. Yardımcı Olduğunuz İçin Teşekkür Ederim.

    Son Bir Sorum Daha Olacak, O Da Şudur;

    Ebu Davud (4235) Aişe Validemiz RadıyAllahu Anha’dan Şu Hadisi Riwayet Etmiştir;

    “Aişe radıyAllahu anha, şöyle demiştir: Hz. Peygamber sallAllahu aleyhi we sellem’e Necâşî’nin kendisine hediye ettiği zinet getiril­di. O zinetin içerisinde Habeş işi kaşı olan bir de yüzük vardı. “Rasûlullah sallAllahu aleyhi we sellem yüzüğü, ondan uzak durarak, bir çubukla veya bir parmağı ile al­dı sonra, Ebu’I As’ın kızı – kızı Zeyneb’in kızı – Ümame’yi çağırdı, ve “Bunu sen takın kızcağızım” buyurdu.”

    Bu Hadis Sahih Midir?.
    Zayıf İse Hadisin Zayıf Oluşu Hakkında Detaylı Bilgi Verebilir Misiniz?.

    Şeyh Albani Zifaf İsimli Eserinde Kadının Altın (Yüzük, Bilezik, Kolye we Gerdanlık ve benzeri) Takmasını Yasaklayan Hadisler Nakletmiş we Bu Hadislerin Mensuh Olduğu İddialarını Delillerle Reddetmiştir.

    Kadın Altın Yüzük, Bilezik, Kolye weya Gerdanlık Takabilir Mi?.

    • Hadis hakkında el-Elbani ve Şuayb el-Arnaut: “İsnadı hasen” demiştir. Muhammed b. İshak dışında bütün ravileri güvenilirdir. Muhammed b. İshak ise tahdis sigasını tasrih ettiğinden isnad hasendir.
      Kadınların altın takılar kullanmasını yasaklayan hadislerin mensuh olduğunu gösteren bir delil sabit olmamıştır. Bu yasakla beraber kadınların altın takı kullanmasının cevazını da gösteren rivayetler bulunması sebebiyle, söz konusu yasak mekruhluğa hamledilir. Allah en iyi bilendir.

  30. Selamun aleykum ve Rahmetullah ve Barakatuhu

    Rukudan sonra ki kıyam ellerin tekrar bağlanması ile ilgili bir sohbet esnasında ellerin sadece ilk kıyam da bağlanacağı, rukudan sonra bağlanamasının ise BİDAT olduğu yönünde bir söz işittim ama benim kafamı karıştıran bu değil bu bilgiye delil olarak Şeyh Elbani

    “Sıfetu Salâtin-Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- (Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem-’in namaz kılış şekli)”

    İsimli kitabında

    Ayakta dururken (rükûdan sonra) elleri göğsün üzerine koymanın dalâlet bid’atı olduğundan şüphe etmiyorum Çünkü namaz ile ilgili hadîsler o kadar çok olmasına rağmen hiçbirisinde bu husus zikredilmemiştir Eğer bunun aslı olmuş olsaydı herhangi bir yoldan bize ulaşırdı Seleften hiç kimsenin, bildiğim kadarıyla da hiçbir hadîs imamının zikretmem esi bu görüşü doğrulamaktadır ” demektedir .

    görüşü gösterilmektedir…

    Ve yine

    “ … Vail İbnu Hucr r.a’dan, şöyle dedi : Resûlullah s.a.v’i namaz için tekbir aldığı vakit, ellerini kulakları hizasına kadar kaldırdığını ve sonra ruku’ya giderken ve sonra Semiallahu limen hamideh deyip rukudan kalkarken de aynı şeyi yaptığını ve namazda da – yani namazının kıyamında da – sağ eliyle sol elini tuttuğunu gördüm. “

    Bu hadisi Ahmed : 4/318 – 18392.N

    Hadisine istinaden..

    “Delil olarak ileri sürülen hadis Rukudan doğrulduktan sonra ellerin göğüs üzerinde bağlanacağını delillendirmemiştir. Rukuda uzun süreli durup dua etmeyi , veya normal rukudan önceki olabilecek kıyamı rukudan sonraki kıyamın göğüs üzerinde bağlanmasına tevil etmektedirler. ”

    Zaten bu durum öyle kati bir nass olmuş olsa ihtilaf olmazdı.
    Rukudan önceki kıyamda ellerin göğüs üzerine bağlanıp fatiha ve zammı sure okunacağının sahih sunnet ile delili varken, bu delille amel edilmektedir. Fakat rukudan sonraki kıyamda ellerin bağlanmasının delili , önceki bağlamanın delili gibi kuvvvetli görülmemiştir”

    Yazılan hadis eksik aktarılmış, hadisin tam metni şöyledir:

    مسند أحمد – (ج 38 / ص 332)

    18116 – حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ الْوَلِيدِ حَدَّثَنِي سُفْيَانُ عَنْ عَاصِمِ بْنِ كُلَيْبٍ عَنْ أَبِيهِ عَنْ وَائِلِ بْنِ حُجْرٍ قَالَ” رَأَيْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ حِينَ كَبَّرَ رَفَعَ يَدَيْهِ حِذَاءَ أُذُنَيْهِ ثُمَّ حِينَ رَكَعَ ثُمَّ حِينَ قَالَ سَمِعَ اللَّهُ لِمَنْ حَمِدَهُ رَفَعَ يَدَيْهِ وَرَأَيْتُهُ مُمْسِكًا يَمِينَهُ عَلَى شِمَالِهِ فِي الصَّلَاةِ فَلَمَّا جَلَسَ حَلَّقَ بِالْوُسْطَى وَالْإِبْهَامِ وَأَشَارَ بِالسَّبَّابَةِ وَوَضَعَ يَدَهُ الْيُمْنَى عَلَى فَخِذِهِ الْيُمْنَى وَوَضَعَ يَدَهُ الْيُسْرَى عَلَى فَخِذِهِ الْيُسْرَى

    Hadis’te sağ eliyle sol elini tuttuğunu gördüm diyor sonra gordugun gibi ”Fis Salaah” diyor..yani namaz’da diyor ve herhangi bir yer belirtmiyor.

    denilmektedir.

    Ve Rukudan sonra ellerin bağlanmayacağı ile ilgili olarak şu hadisi delil olarak sunmaktadır

    Abdurrahman b. Ebzâ’nın (Radıyallahu anh) yanına oturduk, (bize):

    ‘Size Rasûlullah’ın (s.a.v.) namaz kılış şeklini götsereyim mi?’ dedi.
    Biz: ‘Evet’ deyince ayağa kalktı, tekbir getirdi, sonra Kur’ân okudu ve rukûya gitti, her uzuv (rukûda) yerini alacak şekilde (eğilip) elleri ile dizlerini tuttu, sonra doğruldu, her uzuv düzelecek şekilde (kalktı)» sonra secdeye gitti, her uzuv (secdede) yerini alacak şekilde (durdu), sonra doğruldu, her kemik yerini alacak şekilde (durdu), sonra secdeye gitti, her kemik(secdede) yerini alacak şekilde (durdu), sonra doğruldu.

    İkinci rekatta da birinci rekatta yaptığının (benzerini) yaptı. Ardından şöyle dedi:
    ‘İşte Rasûlullah’ın namaz kılma şekli böyledir. (İmam Ahmed b. Hanbel, El-Musned, el-Fethu’r-Rabbani Tertibi, Ensar Yayıncılık: 5/92)

    Şeyh Elbani Rahimehullah ın bidat demesi ve bu Vail ibnu Vucr hadisinde ise Rukudan sonrası değil ilk kıyamdan bahsediyor denilmesi konusunda görüşler ve deliller nelerdir.? Ben ellerimi bağlıyorum..Ve bu yönde olduğuna dair delilleride daha sağlam buluyorum, lakin bu görüşlerde çokca dile getirldiği için bu konu hakkında oluşan sorulara karşılık sizdende görüşlerinizi öğrenmek isterim.

    Selamun Aleykum ve Rahmetullah ve Barakatuhu..

    • aleykum selam ve rahmetullah ve berakatuhu
      rükudan sonraki kıyamda ellerin bağlanmasını gerektiren deliller sarih değildir. bu sebeple el-Elbani rahimehullah bu konuda önceleri “bidat” diyerek şiddetle karşı çıkmış, sonra kendisine İmam Ahmed’in: “Rükudan sonra elleri bağlamakta sakınca yoktur” sözü nakledildiğinde buna bid’at demekten vaz geçmiş fakat, ellerin bağlanmamasını tercihe şayan görmüştür. Lakin Allahu a’lem doğrusu elleri rükudan sonraki kıyamda da bağlamaktır. çünkü Vail b. Hucr radıyallahu anh’den gelen rivayetlerden birinde “kıyamda ellerini bağlardı..” lafzı sabit olmuştur. Bu ifade namazda “kıyam” adı verilen her kıyamda, ister rükudan önce, ister rükudan sonra olsun fark etmez, ellerin bağlanmasının asıl olduğunu gösterir. nitekim ellerin salınacağını gösteren bir delil sabit olmamıştır. şu halde, kıyamda elleri bağlamak; umumdur, umumu tahsis ederek rükudan önceki ile rükudan sonraki kıyam arasında fark gözetmek delile muhtaçtır. böyle bir delil ise sabit değildir. Asıl, rükudan önceki ve sonraki kıyamda ellerin bağlanmasıdır.

  31. sa hoca size su hadislerle ilgili sorularım var “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bir tanesi dışında hepsi ateştedir.”
    Sahabeler:
    O fırka kimlerdir, ey Allah’ın Rasulü? diye sordular.
    Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
    “Benim ve ashabımın üzerinde bulunduğu yol üzere olanlardır.” bu hadisi acıklarmısınız
    ve de “Kostantiniye (İstanbul) muhakkak fethedilecektir. Onu fetheden emir ne güzel emir; onu fetheden ordu ne güzel ordudur.” bu hadis sahih midir bir de hocam bayanlar bayan bir cemaate imamlık yapabilirmi simdiden sağolun hocam

    • aleykum selam
      1- Kurtulan fırka Nebi sallallahu aleyhi ve sellem hayatta iken sahabeler itikad – amel – ahlak olarak hangi yolda iseler, kıyamet gününe kadar bu yolu takip edenler olarak açıklanmıştır. Bu konuda “Selefiliğin Özellikleri” adlı ders silsilesini dinlemenizi tavsiye ederim.
      2- İstanbulun fethi hakkındaki hadis bu lafzıyla zayıftır. ayrıntılı bilgi için yazı arşivinde bu hadis hakkındaki açıklamama bakınız:
      İstanbulun Fethi Hakkında
      3- Kadın, kadınlar cemaatine imam olabilir. ancak erkeklerde olduğu gibi öne çıkmaz, kadınların safının ortasında durur. Hanefi ve Maliki alimlerinden bazısı bunu mekruh görmüşlerdir. Lakin tercih edilen görüş bunun caiz olmasıdır. Çünkü bu konuda kuvvetli deliller vardır ve itiraz edenlerin delilleri zayıftır.
      1. Delil: Nebi sallallahu aleyhi ve sellem Umm Varaka radıyallahu anha’ya ev halkına imam olmasını emretmiştir. (Ebu Davud, salat 62) sahihtir.
      2. Delil: Aişe radıyallahu anha kadınlar cemaatine, saffın ortasında durarak imamlık etmiştir. (Beyhaki 1/408) Bu Umm Seleme radıyallahu anha’dan da rivayet edilmiştir.
      Kadının kadınlara imamlığını sahih görmeyenler ise “Allah’ın geri bıraktıklarını geri bırakınız” hadisini delil getirmişlerdir. Ancak bu hadis zayıftır. Ayrıca kadın, kadınlara imamlık yaparken öne geçmediği için bu metne aykırılık da söz konusu değildir.
      İkinci bir meseleye uyarıda bulunmam gerekir: Sahabe hanımlar camilerde cemaat olup namaz kılmazlardı. Onlar ev halkına imam olurlardı. Bunun sürekli yapılmasının bid’at olmasından korkarım. Kadının namaz kıldığı en hayırlı yer evinin ortasıdır. Zaruret haricinde dışarı çıkmamalıdır. Çünkü kadınlar evlerinde oturmakla emrolunmuşlardır. Eğer camide erkeklerin cemaatine katılmak isterlerse bu meşru kılınmıştır. Ancak kadınların kendi başlarına camide cemaatle namaz kılmalarının meşru kılındığına dair bir şey bilmiyorum.

  32. Selamu Aleykum, Ebu Mu’az…

    Sorum Olacak, İnşaAllah Cewaplandırırsanız Sewinirim.

    Sorum Şu;

    İbn Mace (2043); İbrahim İbn Muhammed İbn Yusuf el-Firyabi – Eyyub İbn Suveyd – Ebu Bekr el-Huzeli – Şehr İbn Havşeb – Ebu Zer el-Ğıfari radıyAllahu anh Senediyle Peygamber sallAllahu aleyhi we sellem’den Şunu Riwayet Etmiştir; “Ümmetimin yanılmasını, unutmasını ve zorlandığı şey(in güna­hını) Allah Teâlâ şüphesiz affetmiştir.”

    İbn Mace (2044) Yine Hişam – Sufyan İbn ‘Uyeyne – Burada Geçen Ravinin İsmini Hıfzedemedim – Katade – Zurare İbn Evfa – Ebu Hureyre radıyAllahu anh Senediyle Yukarıdaki Hadisin Benzerini Riwayet Etmiştir.

    İbn Mace (2045) Yine Muhammed – Velid İbn Muslim – Evza’i – Burada Geçen Ravinin İsmini Hıfzedemedim – İbn ‘Abbas radıyAllahu anh Senediyle Riwayet Etmiştir.

    Senetlerin Sıhhat Derecelerini Açıklar Mısın?.

    Gizliyi de we Gizlinin Gizlisini de Bilen (Ta-Ha, 20/7) Allah’ın İlmi Gizleyenler Hakkındaki La’netinden (Bakara, 2/59) we Onlara Va’dettiği Ateşinden (Bakara, 2/174) Yine Allah’a Sığınırız.

    Selamu ‘Aleykum…

    • aleykum selam ve rahmetullah ve berakatuhu
      ibn Mace’nin 2043 nolu rivayetinde Ebu Bekr el-Huzeli metruktur. Eyyub b. Suveyd’de zayıflık vardır.
      2044 nolu rivayetin isnadı sahihtir. Sufyan b. Uyeyne bunu Mis’ar yoluyla Katade’den rivayet etmiştir.
      2045 nolu rivayetin isnadı hasendir. Burada el-Evzai, Atâ yoluyla İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan rivayet etmiştir. el-Velid b. Muslim mudellis olsa da, burada tahdis sigasını tasrih ettiğinden isnadda sakınca yoktur. Hasen olmasının sebebi, Muhammed b. el-Musaffa el-Humusi’nin saduk bir ravi olmasıdır.

      Hadisin birçok şahitleri ve mutabileri vardır. Bunlar içinde en sahih tariki, Buharinin şartına göre gelenidir: Bunu İbn Hibban (16/202), Ziyau’l-Makdisi (11/183, 184) ve Beyhaki (10/104); Bişr b. Bekr (el-Kaysi et-Tinnisi) – el-Evzai – Ata b. Ebi Rabah – Ubeyd b. Umeyr – İbn Abbas isnadıyla merfu olarak rivayet etmişlerdir. Allah en iyi bilendir.

  33. Hâkim bin Hizam Radiyallahu Anh şöyle dedi:

    “Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem) beni Yemen’e gönderdiğinde:

    ‘Kur’an’a abdestli olmanın dışında sakın el sürme!’ buyurdu.”

    Tabarani Mucemu’l-Kebir 3135, Darekutni 1/122, 6

    Abdullah ibni ‘Umer Radiyallahu Anh şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

    ‘Kur’an’a sadece abdestliler el sürebilir!’ buyurmuştur.”

    Tabarani Mucemu’l-Kebir 13217 ve Mucemu’s-Sagir 1/89, Darekutni 1/121, 3, Beyhaki 1/88

    ‘Usman bin Ebi’l-As Radiyallahu Anh şöyle dedi:

    “Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem:

    ‘… Kur’an’a abdestli olmanın dışında sakın el sürme!’ buyurdu.”

    Tabarani Mucemu’l-Kebir 8336, İbni Ebi Davud el-Mesahif 5/12

    ‘Amr bin Hazm Radiyallahu Anh şöyle dedi:

    “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Yemen ehline helal ve haramları bildiren bir mektup yazdı. O mektubun içinde, Kur’an’a sadece abdestliler el sürebilir, hükmü de yazılıydı.”

    Darekutni 1/122, 4/121, 1, Beyhaki 4/89, İbni Hibban 6559 ve el-Mevarid 793, Hâkim 1/395

    Elbani şöyle demiştir;

    “Bu hadisin sahihliğinde gönül mutmaindir. Özellikle sünnet İmamı Ahmed bin Hanbel (Rahmetullahi Aleyh) ve arkadaşı İmam İshak bin Rahuveyh (Rahmetullahi Aleyh) bu hadisleri hüccet kabul edip sahihlemişlerdir.”

    Albâni İrva 1/158, 159
    _________________
    Bu hadisler sahih ise, Kur’an’a abdestsiz dokunmak yasaklanmıştır..
    Bu hadislerin sahih olup olmadığı hakkında bilgi verir misin?.

    • Bu hadisin bütün rivayet yolları eleştirilmiştir. sadece “Kur’ân’a temiz olandan başkası dokunmasın” lafzı hakkında muhaddisler rivayet yollarının bir araya gelmesiyle sahih ligayrihi demişlerdir. Mahfuz olan lafzı budur. “Abdestli olman dışında dokunma” lafzıyla gelen lafız ise münkerdir. “Temiz olan” lafzı ise bir çok manaya muhtemeldir: 1- müslüman her halinde (cünüp ya da abdestsizken de) temizdir. 2- cünüp olmadığı halde abdestsiz olan müslüman temizdir. 3- abdestli müslüman da temizdir. İhtimal bulunduğunda istidlal batıl olur. Bu hadisin yasağının kapsamına giren tek sınıf kafir ve müşriklerdir. nitekim düşman topraklarına mushaf ile yolculuk yasaklanmıştır. Lakin Hirakl’de olduğu gibi hidayeti ümit edilen müşriklere üzerinde ayet yazılı tebliğ mektubu yahut mushaf gönderilmesi caizdir. böylece söz konusu yasak; mushafa ekleme yahut çıkarma yapmasından veyahut hakaret etmesinden korkulan kafirlerin dokunmaması için baki kalmaktadır. Allah en iyi bilendir.

  34. es-selamu aleykum hocam Tevbe 14, Yunus 57, Nahl 69, İsra 82, Şuara 80, Fussilet 44.bu ayetleri şifa ayetleri diye okuyoruz bunun hakkında bilgi verir misiniz, yani bunları okumak bidat mıdır, vitir namazlarımızda dua olarak okuyabilirmiyiz. şimdiden Allah razı olsun hocam

  35. Selamu Aleykum..

    Günümüz Mahkemeleri Hakkında Bir Kaç Sorum Var. Şöyle Ki;

    1. Mahkemede Bulunan Kişiler Hakim Yerine Geldiğinde Ayağa Kalkmaktadırlar. Bu İse Peygamber sallAllahu aleyhi we sellem Tarafından Yasaklanmış Çirkin Bir Fiildir. Bunun Hükmü Nedir?. Kişi Ayağa Kalkmakla Günahkar Olur Mu?. Ta’zim Kastı Olmaksızın Bir Kafir İçin Ayağa Kalkılabilir Mi?.

    2. Ellerini we Yüzünü Örten Bir Bayanın Mahkemesi Olan Kocasının Davasına Çağrılmakta we Şahitlik Taleb Edilmektedir. Mahkeme Tarafından Peçenin Çıkartılması İstenirse Peçeyi Çıkarmasının Hükmü Nedir?. Kadın Bununla Günahkar Olur Mu?.

    • Aleykum selam ve rahmetullah
      1- Bu meseleyi Ebu Said hocaya da danıştım. aldığım cevap şu minval üzere: ayağa kalkma fiili bizatihi değil, sebebine göre hüküm alır. Mahkemelerde ayağa kalkmanın talep edilmesi ise verilen hükme tazim içindir. bu sebeple caiz değildir.
      2- Şahitlik için zaruret olmuşsa kadının yüzünü açabileceği konusunda fakihlerin ihtilaf ettiklerine vakıf olamadım. Zaruretler, miktarınca takdir olunur. şahitlik için yeterli olacak miktardan sonra kadın yüzünü örtmelidir.
      Kadı Ebu Bekr İbnu’l-Arabi şöyle diyor: “Müftü ve kadı şahit bir kadın ile konuştukları zaman kadının yüzüne bakabilirler. zira kadı hüküm vermek, şahit ise kimin hakkında şahitlik ettiğini bilmesi gerektiğinden dolayı kadının yüzüne bakabilirler. nitekim hakkında hüküm verilecek yahut aleyhine şahitlik edilecek kimselerin bilinmesi gerekir. müftü ise kadının yüzüne bakamaz.” (Aridatu’l-Ahvezi 4/56)

  36. Selamu Aleykum..

    el-Hasen bin Muhammed bin Ali’den rivayet olunduğuna göre, “Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Hacer Mecusilerine mektub yazıp onlara İslam’ı arzetti. Müslüman olandan bu kabul edildi. Kim yüz çevirdiyse onlara kestiklerinin yenmesi ve kadınlarının nikahlanmasının üzere cizye belirlendi.“ (İbn Ebi Şeybe 32645 ; Abdurrezzak 10028)

    Bu hadis sahih midir?.

    • aleykum selam ve rahmetullah
      el-Hasen b. Muhammed b. Ali (el-Hanefiyye) tabiinin orta tabakasından olup Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme yetişmediğinden bu rivayet mürseldir. İbn Hacer Telhisu’l-Habir’de mürsel olmakla beraber ravilerinden Kays’ın Kays b. er-Rabi olduğunu ve onun zayıf olduğunu zikreder. Ancak bu Kays b. er-Rabi değil, sika bir ravi olan Kays b. Muslim’dir. Nitekim İbn Ebi Şeybe, Abdurrazzak ve Beyhakinin rivayetlerinde Kays b. Muslim – el-Hasen b. Muhammed’den denilerek açıkça tasrih edilmiştir. Yani rivayetin bütün ravileri güvenilir olmakla beraber, sahabeden ravisinin eksikliğinden mutevellid irsalden dolayı isnad zayıftır. Allah en iyi bilendir.
      Düzeltme: Zikredilen hadisin metnine dair tercüme yanlış anlamaya mahal veriyor. Doğrusu şöyle olmalı: “Kim yüz çevirdiyse onların kestiklerinin YENMEMESİ ve kadınlarının NİKAHLANMAMASI üzere cizye belirledi.”

  37. Selamu ‘Aleykum we Rahmetullah..

    Tercüme we tahricini yaptığınız, Mecdi Muhammed eş-Şehavi’nin kaleme aldığı “Mesîh Deccâl Ye’cüc we Me’cüc” adlı risaleye yazdığınız mukaddime zikrettiğiniz ikinci hadis hakkında (sy. 2); bu hadisin sıhhatini, hangi alimlerin sahih dediğini belirtebilir misiniz?.

    Hadisin metni; “Deccal’i inkar eden, İsa Aleyhisselam’ın nüzulünü inkar eden ve Mehdi Aleyhisselam’ı inkar eden küfre düşmüştür.”

    CezakAllahu Ğeyrân…

    • aleykum selam ve rahmetullah
      bu kitabı yıllar önce tahkik etmiştim. sonra bazı hatalar fark ettim ve yeniden tahkik altına aldım. mukaddimeden bu hadisi çıkardım. zira daha önce isnadına ulaşamamış olsam da, bazı muhaddislerin kitaplarında zikretmelerine hüsnü zan ederek hadisi zikrettim, sonra el-Kelabazi’nin Meani’l-Ahbar kitabında zikredilen isnadı hakkında Sefarini’nin: “Senedi iyidir” dediğini gördüm. Lakin daha ayrıntılı araştıran muhakkiklerin bu isnadın uydurma bir isnad olduğunu ifade etmeleri üzerine kitaptan çıkardım. Nitekim bu rivayetin uydurma olduğunu Şeyh el-Elbani ed-Daife’de no:1082 açıklamıştır. anlamı doğru olsa da, bu ifade Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’den sabit olmamıştır. Allah en iyi bilendir.

  38. s.a hocam.malum kurban bayramı yaklaşıyor.Biliyorsunuz Kurbanlıklarda ist gibi bir şehirde fahiş fiyatlarda satılıyor.Buna istinaden kurbanı ucuza getirmek için memleketlerine gidip orada hayvan alıp kesenler var.mukim birinin böyle yapması caizmidir.Birde kendisi memleketine gitmiyor ama vekalet vererek orada kestiriyor.Bu da caizmidir?s.a

    • aleykum selam ve rahmetullah
      kurban kesmek isteyenin memleketine gidip kesmesinde veya başkasına vekalet verip kestirmesinde sakınca yoktur. hatta bu günlerde küpesiz kurbanlık hayvan bulabilmek zorlaştığı için şehir dışında araştırmak da gerekebilmektedir.

  39. Salam aleykum Azerbayjandan Eli….Hocam benim babam ve ben iwe gidib caliwiyoruz.Benim annem annesi gile gitmek isdiyor.. ama anneannem 6 saatlik mesafede bir koyde kaliyor.Annem bawqa bir kadinla birlikde otobusle gide bilirmi koye yoksa yok…..S.A.

      • Selamu `aleykum..

        Darussunne de `Ebu Hanife Bid`atinden Döndü İddiası` başlıklı makalende; son paragrafta Ebu Hanife`yi Ehl-i Sünnet dışı sayan Selef Âlimlerinin -rahimehumullah- isimleri yer almaktadır. Ben bu makaleni kendilerini Hanefi mezhebine nisbet eden we Ebu Hanife`nin re`yini Kitab we Sünnet`in önüne geçiren bazı şahıslara ilettim.. Bu şahıslar bunun yalan we iftira olduğunu(!) Buhari -rahimehullah- dışında Ebu Hanife`yi Ehl-i Sünnet dışı sayan başka âlimlerin olmadığını söylediler. Bende yaptığım araştırma da sadece Sufyan es-Sevri`nin Ebu Hanife`yi Ehl-i Sünnet dışı saydığına delalet eden bir rivayet buldum. |Buhari, Tarihu`s-Sağır da nakletmektedir.| Ayrıca Nesa`i rahimehullah`ın hadiste Ebu Hanife`yi cerheden sözlerine ulaşabildim. Sizden makalenizde zikretmiş olduğunuz âlimlerin Ebu Hanife`yi Ehl-i Sünnet dışı sayan weya buna delalet eden sözlerini kaynaklarıyla beraber talep ediyorum. Allah ilminizi artırsın we Müslümanlara faydalı kılsın. Âmin.

        CezakAllahu ğeyran..

      • aleykum selam ve rahmetullah
        bu nakiller Abdullah b. Ahmed b. Hanbel’in es-Sunne adlı kitabında, Ebu Hanife hakkında babamdan ve diğer şeyhlerden ezberlediklerim babında (no:227-410) topluca bir arada bulunmaktadır. Daha önce ben de bu konuda gelen rivayetleri müstakil bir cüzde arapça metinleri ile toplamıştım. Şu an için bunları tercüme etmeye zamanım da musait değildir, bu konunun fitneye sebeb olmasından da endişe mevcuttur. Bu konuda gelen rivayetlerden yalnızca sahih olanları ortaya konulup değerlendirilmelidir. Benim isimlerini zikrettiğim selef alimlerine ulaşan sahih ve hasen nitelikli rivayetler vardır. Bunlardan kimisi akide hususunda cerh, kimisi diğer ilimler hususunda cerhtir.
        Mezhep taklidine yeşil ışık yakmaya başlayan ve hanefilere şirin görünmek isteyen bazı Suudlular yakın geçmişte es-Sunne kitabını neşrederken Ebu Hanife reddiyesi bölümünü çıkararak basmışlardır. Bu yüzden Demmam’da Daru İbni’l-Kayyım yayınevi tarafından Dr. Muhammed Said el-Kahtani tahkikiyle basılan neşri tavsiye ederim.
        link: http://www.archive.org/download/waq16040/16040.pdf
        Bu rivayetler arasında zayıf olanları ve sahih olanları vardır. Bunlardan bazısının isnadlarının sıhhati veya zayıflığı hakkındaki değerlendirmeleri kitabın muhakkiki zikretmiştir. Şeyh Mukbil b. Hadi rahimehullah da Ebu Hanife hakkında seleften gelen rivayetlerden sahih olanları ve es-Sunne kitabı dışında daha başka kaynaklarda geçen rivayetleri Neşru’s-Sahife adlı eserinde zikrederek değerlendirmiştir.
        link: http://archive.org/download/nszsaagth/nszsaagth.pdf

  40. selamun aleykum ve rahmetullah ve barakatuhu

    Hocam Sorum seferilik müddeti hakkında, Ebu said Hocanın sohbetlerinden birisinde (inşaALLAH adını şu an hatırlıyamadım lakin daha sonra ses kaydının adını ekliyeceğim..) Askerlik vazifesi müddetince seferilik hükmünün kalktığı ve Mukim olarak tam kılınacağını söylüyordu çünkü yerleşildiği söyleniyordu..Hocam Sahih ilmihalde seferilik müddeti başlığında hadislerde ise bir tanesini örnek versem yeterli olur siz daha iyi bilirsiniz konuyu;

    “İbn Abbas’a: “Biz, savaşmamız sebebiyle Horasan’da uzun süre kalırız, ne dersin?” dedim. Dedi ki: “on sene kalsan bile iki rekat kıl.”

    50- İbn Ebi Şeybe (8286) – Veki – el-Musenna b. Said – Ebu Cemre Nasr b. İmran isnadıyla

    Sahih..

    Bu konuda ALLAH Azze ve Celle nin muradını Resulun Aleyhisselatu vesselam Sünnetini en doğru şekilde yerine getirmek adına açıklama getirirmisiniz.. Yani istanbul, ankara izmirde ikamet eden bir insan bir başka beldede askerlik yaptığı müddet içersinde Muhkim midir..? Seferi midir..

    Allah Subhanehu ve Teala ilminizi artırsın ayaklarınızı dini üzere sabit kılsın İnşaALLAH…

    Selamun Aleykum ve rahmetullah ve barakatuhu..

    • aleykum selam ve rahmetullahi ve berakatuhu
      bir kimse içinde yaşadığı yerleşim biriminden dışarı çıktığı zaman, oraya tekrar dönünceye kadar seferidir. Ancak gittiği yerde yerleşmeye niyet ederse seferilik kalkar. Askerlikte kişi eğer yerleşmeye niyet ederse – ki bu uzak bir ihtimaldir – orada seferi olmaz. Naslarda seferiliğin zaman ve mesafe olarak sınırı tayin edilmemiştir. Sahabelerden gelen rivayetler de bu hususu pekiştirmektedir. Ebu Said hocanın söylediği şey ise kendi kanaatidir. buna benzer kanaat belirten başka alimler de vardır. Ancak bizleri bağlayan şey yalnızca vahyin naslarıdır. Allah en iyi bilendir.

  41. Selamun aleykum ahi:

    Benim sorum zamanımızda ki en büyük zaruret olan ev almak hususunda faize bulaşmadan helal yollar ile ev sahibi olabilmek niyeti ile konu hakkında kafamda ki şüpheleri gidermektir inşaALLAH…

    Şimdi zamanımızda bu katılım bankaları aracılığı ile ev almaya malum türkiye ortamında hemen hemen herkes caizdir ticaret yapılıyor mal kaşılığında işlem yapılıyor deniliyor..ve diğer bankaların faiz uygulamasına karşılık helal yöntem olarak müslümanlara sunuluyor, yaptığım araştırmalara göre uygulamaları şu yönde ev alacak kişiye banka önce bir eksper gönderip evin değerini araştırıyor 50 bin lira diyelim sonra bu evi kurum satın alıyor, daha sonra bu evi sana 60 veya 70 bin liraya 10 yıl 5 yıl gibi seçenekler ile taksitle satıyor… Bu uygulamanın hükmü nedir.. KURAN ve SÜNNET den delilleri nedir..? Çünkü bazı SELEF akidesine sahip hocalar buna taksitli satış olması nedeni ile gönül rahatlığı ile alınabileceği yönün de fetva verdikleri söyleniyor.. Uzun zamandır konuyu araştırıyorum ve kalbim mutmamin olmasını ve ALLAH Subhanehu ve Teala nın Kitabına ve Resullahın Aleyhisselatu vesselamın sünnetine uygun amel ve haraket etmek ev sahibi olmakdan daha önemli olması sebebi ile sizden de konu ile ilgili delillerinizi duymak istedim

    Allah İlminizi artırsın ….Ayaklarınızı dini zere sabit kılsın..

    • aleykum selam ve rahmetullah
      Öncelikle şunu düzeltmek lazım; ev sahibi olmak en büyük zaruret falan değildir. İnsan kira ile de barınabilir.
      ikinci olarak; katılım bankaları aracılığı ile ev almaya hemen hemen herkes caiz diyor demişsiniz. bu doğru değildir. Ehli sünnetten hiç kimse – Allah korusun – buna caiz demez. bilakis bu icma ile haramdır. Diyanet hocaları veya fasık ilahiyatçılara gelince onların sözleri ve şahitlikleri dinde geçersizdir. Bir kimsenin onlara fetva sorması caiz değildir. Bunlar öğrenimlerini de fısk üzere; kadın-erkek karışık sınıflarda, birçok münkere göz yumarak hatta benimseyerek görmüşlerdir. Aldıkları eğitim de kelamcılık ve felsefe üzerine kurulu, sapık mezheplerin fıkhıyla kirlenmiş bir eğitimdir.
      Üçüncüsü eksper gönderen kurum bu evi kendisi satın almıyor, bilakis noterden müşterinin adına vekaletname çıkartarak alıyor, sonra kendisine vekil olduğu müşteriye; kendisinin peşin olarak ödediği paraya karşı, vadeden dolayı faiz ekleyerek satıyor. Bu tefeciliğin modern bir şeklidir. Bunun haramlığında hiçbir şüphe yoktur.
      Bunun haram olan tefecilik olduğunun ve durumun zikrettiğim gibi oluşunun en büyük göstergesi, bankayı veya aracı kurumu kendisine vekil kılan kimsenin, vekaleti verdikten sonra bu alışverişten vazgeçememesidir. Çünkü bu kurum, o kişinin adına satın almıştır. Peki vekilin, müvekkili adına ödediği peşin paradan dolayı vade farkı alması faiz değildir de nedir?
      Hakîm b. Hizam radıyallahu anh’den: Nebî sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Alıcı ve satıcı ayrılmadıkları müddetçe vazgeçme hakkına sahiptir. Eğer doğru söyler ve gerçeği açıklarlarsa satışları bereketli kılınır. Yalan söyler ve gerçeği gizlerlerse satışlarının bereketi kaldırılır.’
      Yüce Allah buyurur ki: ‘Faiz yiyenler (kabirlerinden), şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar. Bu hal onların: ‘Alım-satım tıpkı faiz gibidir’ demeleri yüzündendir. Halbuki Allah, alım-satımı helâl, faizi haram kılmıştır. Bundan sonra kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir ve artık onun işi Allah’a kalmıştır. Kim tekrar faize dönerse, işte onlar cehennemliktir, orada devamlı kalırlar. Allah faizi tüketir (faiz karışan malın bereketini giderir), sadakaları ise bereketlendirir. Allah küfürde ve günahta ısrar eden hiç kimseyi sevmez. İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât verenler var ya! Onların mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler. Ey iman edenler! Allah’tan korkun. Eğer gerçekten inanıyorsanız mevcut faiz alacaklarınızı terkedin. Şayet (faiz hakkında söylenenleri) yapmazsanız, Allah ve Rasûlü tarafından (faizcilere karşı) açılan savaştan haberiniz olsun. Eğer tevbe edip vazgeçerseniz, sermayeniz sizindir; ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz.’ (Bakara, 2/275-279)
      Dördüncüsü böyle bir şeye fetva veren selefi bir hoca yoktur. Avrupada selefi zannedilen ve hoca denilen birkaç cahil var, bunlara da itibar etmeyin. Onlar hem meseleleri bilmezler, suudda farklı şartlarda verilmiş fetvaları alakasız yerlerde kullanıyorlar hem de fıskları sebebiyle fetva naklinde güvenilebilecek şahitlik sıfatları yoktur.

  42. Selamun Aleykum ve Rahmetullah ve Barakatuhu

    Öncelikle vakit ayırıp soruma cevap yazdığınız için ALLAH Subhanehu ve Teala sizden razı olsun..Ahi bu bahsettiğim Selef Akidesine sahip hoca efendilerden kastım Abdullah Yolcudur… Caizliğine dair fetva vermiştir….Ben konu hakkında sizin düşüncelerinize yakın bir kanaat üzere idim inşaALLAH….Benim caiz olduğuna dair görüş beyan edenlerden kastım zaten Türkiye ortamında ki malum sizinde bahsettiğiniz güruhdur ki bunların fetvaları ile elbetteki haraket edecek kadar cahil değiliz inşaALLAH…Bunu dile getirmemde ki sebep bunlarla aynı cihette fetva verebilen Selef Akidesine sahip yukarda bahsettiğim hoca efendilerinde tıpa tıp aynı olmasada paralel görüş beyan ettiklerini ve bunun da insanlar üzerinde ki etkilerini, bu yaklaşımın karşısında ki görüşlerinde bu yazılanları okuyanlar vasıtası ile bilgi sahibi olunması amaçlıdır.. Ben gereçekden verdiğiniz cevapdan mutmain oldum, ayırdığınız zaman ve cevap için Allah Azze ve Celle sizden Razı olsun..

    Allah Subhanehu ve teala ayaklarınızı dini üzere sabit kılsın..

    Selamun Aleykum ve Rahmetullah..

    • aleykum selam ve rahmetullah ve berakatuhu
      amin ecmain.
      Abdullah Yolcu’nun – cahilliğini çakma icazetlerle örtmeye çalışsa da – ne selefilikle, ne de ilimle bir alakası yoktur. Suriyede’ki el-Buti neyse Türkiyedeki Abdullah Yolcu da odur. Allah ümmeti, “selefi” adını kullanarak Selefin akidesine saldıran, karanlık odaklara hizmetkarlık eden böyle saptırıcıların şerrinden muhafaza buyursun.

  43. Selâmu `Âleykum.

    Allah ilminizi artırsın we bereketli kılsın. Daha önce sorduğum tüm soruları cewapladığınız için, CezakAllahu ğeyran. Gerek Yazdığınız kitab we risaleler ile dersleriniz gerekse de sorularıma verdiğiniz cewaplar Allah`a hamd olsun beni oldukça faydalandırdı we faydalanmaya da dewam ediyorum. Şimdi ise bir kaç tane daha sorum olacak, inşaAllah cewaplandırırsanız çok sewinirim.

    Birincisi; `Âmr ibn Şu`âyb`ın – `an ebihi `an ceddihi – şeklinde rivâyet ettiği hadislerin sıhhat derecesi nedir ?. Bildiğim kadarıyla `Âmr ibn Şu`âyb`ın böyle bir rivâyeti hâsendir. Yahya ibn Mâ`in rahimehullah`ın bunun zayıf olduğuna dair bir hükmü bulunmaktadır. |Bkz. Târihu İbn Mâ`in, (3/192), Devri rivâyeti| Buhâri rahimehullah `Âmr ibn Şu`âyb`ın – `an ebihi `ân ceddihi – şeklindeki rivâyetini mâkbul görmüştür ama es-Sahih`inde bu senetle bir hadis rivayet ettiğini de görmedim. İbn Hacer rahimehullah `Âmr ibn Şu`âyb için sâduk demiştir. Bazıları `Âmr ibn Şu`âyb`ın – `ân ebihi `ân ceddihi – şeklindeki rivâyetlerinin delil olarak kullanılamayacağını bunun dışında kalan rivâyetlerin sahih olduğunu iddia etmişlerdir.

    İkincisi; İbn Ebi Necih`in Mucâhid rahimehullah`tan semâsı sâbit midir ?. Bu konuda İbn Ebi Necih`in Mucahid rahimehullah`tan tefsir işitmediğine dair; Yahyâ ibn Sâ`id, Yahyâ el-Kattân we İbn Hibbân rahimehumullah`dan cerh gelmiştir. İbn Teymiyye rahimehullah ise bunun hilafınadır. O, İbn Ebi Necih – Mucahid tarikiyle gelen tefsirin, tefsirlerin en sahihi olduğunu söylemiştir.

    Üçüncüsü; Şu mevkuf olan rivâyetlerin sıhhat dereceleri nedir ?.

    `Âliyy ibn Ebi Tâlib radıyAllahu `ânh şöyle demiştir; `Mecusilerin yiyeceklerinde bir beis yoktur. Yalnızca kestikleri yasaklanmıştır.` |Darekutni, (5/534); Beyhaki, (9/479)|

    İbn Mes`ud radıyAllahu `ânh şöyle demiştir; `Müslümanların we Ehl-i Kitâb`ın kestiği dışındakileri yemeyin.`|Keşşâfu`l-Kınâ, (6/205)|

    İbn `Âbbas radıyAllahu `ânh şöyle demiştir; `Sadece Yahudi we Nasranilerin kestikleri helâl kılınmıştır. Çünkü onlar, Tevrât we İncil`e imân etmişlerdir.` |Tâberani, el-Kebir, (11/293); Hakim, (2/341)|

    CezakAllahu ğeyran…

    • aleykum selam ve rahmetullah ve berakatuh
      amin ecmain.
      1- Amr b. Şuayb an ebihi an ceddihi şeklindeki rivayet hakkında Buhari şöyle demiştir: “Ahmed b. Hanbel, Ali b. El-Medini, İshak b. Rahuye, Ebu Ubeyd ve ashabımızın genelinin; Amr b. şuayb an ebihi an ceddihi şeklindeki isnad ile hüccet getirdiklerini gördüm. müslümanlardan kimse bu rivayeti terk etmemiştir.” İmam Ahmed de bu isnad hakkında bazı muhaddislerin eleştirilerine dikkat çekerek şöyle der: Hadis ehlinden bu isnadla dileyen hüccet getirmiş, dileyen terk etmiştir”
      Bu isnad hakkında lehte ve aleyhte söylenenlerin genelini cem edecek olursak şunu diyebiliriz: Böyle bir isnad kendi başına hasen mertebesinden aşağı kalmaz. Nitekim muhakkik alimler genelde bu isnada hasen hükmü vermişlerdir. Destekleyen rivayetler de varsa kimsenin itiraz edemeyeceği bir hüccet haline gelir. Allah en iyi bilendir.
      2- Yahya b. Said ile Yahya el-Kattan farklı kişiler gibi anlaşılmış. Yahya b. Said el-Kattan tek kişidir. Cerh’te müteşeddidlerdendir. İbn Hibban da Yahya b. Said’in sözünü nakletmekle yetinmiştir. Mizzi’nin Tehzibu’l-Kemal’deki nakline göre İbn Hâtim, İbn Ebi Nuceyh – Mucahid şeklindeki isnadın, Husayf – Mucahid şeklindeki isnaddan daha iyi olduğunu söylemiştir. Bununla beraber İbn Bezze, İbn Ebi Nuceyh’in Mucahidden tefsir rivayetinin sema yoluyla değil, kitap yoluyla olduğunu söylemiştir.
      3- Ali radıyallahu anh’ın sözünü Beyhaki ve Darekutni çok zayıf bir isnadla rivayet etmişlerdir. isnadında Abdullah b. Halil el-Hadrami’yi İbn Hibban’dan başkası tevsik etmemiştir. Yahya b. Seleme b. Kuheyl metruktur. Beyhaki de isnadın zayıf olduğunu belirtmiştir.
      İbn Mes’ud rivayetini Keşşafu’l-Kına’da Said (b. Mansur’un) iyi bir isnadla rivayet ettiği zikredilse de bunun isnadını bulamadım.
      İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan gelen rivayetin Hakim ve Beyhaki tarafından rivayetinin isnadında Yahya b. Fudayl vardır, o el-Ganevi el-Kufi’dir. cerh ve tadiline dair bir bilgi bulamadım. Hasen b. Salih’ten bir nüsha rivayet etmiştir. Taberani’nin rivayetinde ise Hasen b. Salih’ten bu mevkuf haberi İsmail b. Amr el-Beceli adlı zayıf bir ravi rivayet etmiştir. Ancak bu haber İbn Abbas radıyallahu anhumadan sabit olmuştur: Meşyehatu İbn Tahman’da (no 13) bu rivayet İbn Tahman – Simak – İkrime – İbn Abbas yoluyla sabit olmuştur. Yine Ebu Musa el-Medini, bunu İbn Tahman yoluyla, İbn Mende’den yaptığı rivayetlere dair bir cüz’de rivayet etmiştir. (no: 36)
      İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın kitap ehli dışındakilerin kestiğini yemeyi caiz görmediği yine sahih bir yoldan mevkuf olarak sabit olmuştur. bunu Sahih İlmihal’in 3. baskısında tahric ettim.

  44. selamun aleykum

    öğrenciyim başka bir şehirdeyim bende seferi olur muyum acil cevap verirseniz çok sevinirim.. yazınızı okudum ama kesin karar veremedim bu talebe yerleşmiş sayılıyor mu? burada kaldığımız bir ev var..

    • aleykum selam ve rahmetullah ve berakatuhu
      seferilik herhangi bir beldeye yerleşmeye niyet etmeniz halinde kalkar. Yani bu husus, sizin niyet etmenizle alakalıdır. Şayet yerleşmeye niyet etmezseniz öğrencilik yaptığınız şehirde ne kadar uzun kalırsanız kalın fark etmez, seferi olursunuz.

  45. Selamu aleykum.

    Allah ilminizi artırsın we bereketli kılsın. Bir sorum olacak. Hadisleri ahad-mutevatir olarak ikiye ayırmanın bid’at oluşu ile sahih bir hadisi inkar etmenin hükmünü -delilleriyle- yazabilir misiniz? Bu konuda bir çalışmanız var mı?.

    • aleykum selam ve rahmetullah.
      amin ecmain.
      Bidat olan ahad-mutevatir ayrımı değil, ahad hadisi kabul etmemektir. kendisine ulaşan bir hadisin sahih olduğunu anladıktan sonra onu inkar etmek açık bir küfürdür. bunun delili Kur’ânda pek çoktur. Nisa 65, Ahzab 36, Nur 63 bu delillerden bazılarıdır. Allah’tan bir Nur ve Kitabı Mubin (Sünnet Mudafaası) adlı çalışmama bakınız.

  46. Hocam çok acil soru(n) var. Öğrenim kredisi alsak faize girer miyiz? Beyaz eşya üzerine endekslidir. deniliyor. yani beyaz eşya fiyatları atarsa o zaman verdiğinin fazlasını alıyor. hocam bu faiz midir?

  47. Selamun aleykum. Bir sohbetinizde sigaranın helal olduğunu söylüyorsunuz. ismen nass gelmediği için bende sizin gibi inanıyorum fakat israf vb. şeylerin haram olduğunu söyleyen nass vakidir. bu durumda sigarada tıpkı hamr gibi bu yasaklanın temel hususların içerisine girmez mi?
    Allaha emanet olunuz.

  48. esselamu aleykum. sigarayla ilgili israf meselesini açıkladığınız için Allah ecrinizi versin. kola ve gazozlarla ilgili içerisinde etil alkol olanların haram olduğunu bir sohbetinizde dinledim fakat muhalla okurken şöyle bir pasaja rastladım ”eğer bir madde özelliğini yitiriyorsa o artık onun hükmünü almaz.” bu konu hakkında beni aydınlatmanızı isterim. Allah razı olsun!
    قال أبو محمد ‏:‏ جَوَابُنَا وَبِاَللَّهِ تَعَالَى التَّوْفِيقُ ‏:‏ إنَّ الْعَالَمِ كُلَّهُ جَوْهَرَةٌ وَاحِدَةٌ تَخْتَلِفُ أَبْعَاضُهَا بِأَعْرَاضِهَا وَبِصِفَاتِهَا فَقَطْ‏.‏ وَبِحَسَبِ اخْتِلاَفِ صِفَاتِ كُلِّ جُزْءٍ مِنْ الْعَالَمَ تَخْتَلِفُ أَسْمَاءُ تِلْكَ الأَجْزَاءِ الَّتِي عَلَيْهَا تَقَعُ أَحْكَامُ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ فِي الدِّيَانَةِ‏.‏ وَعَلَيْهَا يَقَعُ التَّخَاطُبُ وَالتَّفَاهُمُ مِنْ جَمِيعِ النَّاسِ بِجَمِيعِ اللُّغَاتِ ‏,‏ فَالْعِنَبُ عِنَبٌ وَلَيْسَ زَبِيبًا ‏,‏ وَالزَّبِيبُ لَيْسَ عِنَبًا ‏,‏ وَعَصِيرُ الْعِنَبِ لَيْسَ عِنَبًا ، وَلاَ خَمْرًا ‏,‏ وَالْخَمْرُ لَيْسَ عَصِيرًا ‏,‏ وَالْخَلُّ لَيْسَ خَمْرًا ‏,‏ وَأَحْكَامُ كُلِّ ذَلِكَ فِي الدِّيَانَةِ تَخْتَلِفُ وَالْعَيْنُ الْحَامِلَةُ وَاحِدَةٌ ‏,‏ وَكُلُّ ذَلِكَ لَهُ صِفَاتٌ ‏,‏ مِنْهَا يَقُومُ حَدُّهُ ‏,‏ فَمَا دَامَتْ تِلْكَ الصِّفَاتُ فِي تِلْكَ الْعَيْنِ فَهِيَ مَاءٌ وَلَهُ حُكْمُ الْمَاءِ‏.‏ فَإِذَا زَالَتْ تِلْكَ الصِّفَاتُ عَنْ تِلْكَ الْعَيْنِ لَمْ تَكُنْ مَاءً وَلَمْ يَكُنْ لَهَا حُكْمُ الْمَاءِ

    وَكَذَلِكَ الدَّمُ وَالْخَمْرُ وَالْبَوْلُ وَكُلُّ مَا فِي الْعَالَمِ لِكُلِّ نَوْعٍ مِنْهُ صِفَاتٌ مَا دَامَتْ فِيهِ فَهُوَ خَمْرٌ لَهُ حُكْمُ الْخَمْرِ ‏,‏ أَوْ دَمٌ لَهُ حُكْمُ الدَّمِ ‏,‏ أَوْ بَوْلٌ لَهُ حُكْمُ الْبَوْلِ أَوْ غَيْرُ ذَلِكَ ‏,‏ فَإِذَا زَالَتْ عَنْهُ لَمْ تَكُنْ تِلْكَ الْعَيْنُ خَمْرًا ، وَلاَ مَاءً ، وَلاَ دَمًا ، وَلاَ بَوْلاً ، وَلاَ الشَّيْءَ الَّذِي كَانَ ذَلِكَ الاِسْمُ وَاقِعًا مِنْ أَجْلِ تِلْكَ الصِّفَاتِ عَلَيْهِ ‏,‏ فَإِذَا سَقَطَ مَا ذَكَرْتُمْ مِنْ الْخَمْرِ أَوْ الْبَوْلِ أَوْ الدَّمِ فِي الْمَاءِ أَوْ فِي الْخَلِّ أَوْ فِي اللَّبَنِ أَوْ فِي غَيْرِ ذَلِكَ ‏,‏ فَإِنْ بَطَلَتْ الصِّفَاتُ الَّتِي مِنْ أَجْلِهَا سُمِّيَ الدَّمُ دَمًا وَالْخَمْرُ خَمْرًا وَالْبَوْلُ بَوْلاً ‏,‏ وَبَقِيَتْ صِفَاتُ الشَّيْءِ الَّذِي وَقَعَ فِيهِ مَا ذَكَرْنَا بِحَسَبِهَا ‏,‏ فَلَيْسَ ذَلِكَ الْجِرْمُ الْوَاقِعُ يُعَدُّ خَمْرًا ، وَلاَ دَمًا ، وَلاَ بَوْلاً ‏,‏ بَلْ هُوَ مَاءٌ عَلَى الْحَقِيقَةِ أَوْ لَبَنٌ عَلَى الْحَقِيقَةِ ‏,‏ وَهَكَذَا فِي كُلِّ شَيْءٍ‏.‏ فَإِنْ غَلَبَ الْوَاقِعُ مِمَّا ذَكَرْنَا وَبَقِيَتْ صِفَاتُهُ بِحَسَبِهَا وَبَطَلَتْ صِفَاتُ الْمَاءِ أَوْ اللَّبَنِ أَوْ الْخَلِّ ‏,‏ فَلَيْسَ هُوَ مَاءً بَعْدُ ، وَلاَ خَلًّا ، وَلاَ لَبَنًا ‏,‏ بَلْ هُوَ بَوْلٌ عَلَى الْحَقِيقَةِ أَوْ خَمْرٌ عَلَى الْحَقِيقَةِ أَوْ دَمٌ عَلَى الْحَقِيقَةِ ‏,‏ فَإِنْ بَقِيَتْ صِفَاتُ الْوَاقِعِ وَلَمْ تَبْطُلْ صِفَاتُ مَا وَقَعَ فَهُوَ فِيهِ مَاءٌ وَخَمْرٌ ‏,‏ أَوْ مَاءٌ وَبَوْلٌ ‏,‏ أَوْ مَاءٌ وَدَمٌ ‏,‏ أَوْ لَبَنٌ وَبَوْلٌ ‏,‏ أَوْ دَمٌ وَخَلٌّ ‏,‏ وَهَكَذَا فِي كُلِّ شَيْءٍ‏.‏ وَلَمْ يُحَرَّمْ عَلَيْنَا اسْتِعْمَالُ الْحَلاَلِ مِنْ ذَلِكَ لَوْ أَمْكَنَنَا تَخْلِيصُهُ مِنْ الْحَرَامِ ‏,‏ لَكِنَّا لاَ نَقْدِرُ عَلَى اسْتِعْمَالِهِ إلاَّ بِاسْتِعْمَالِ الْحَرَامِ فَعَجَزْنَا عَنْهُ فَقَطْ ‏,‏ وَإِلاَّ فَهُوَ طَاهِرٌ مُطَهِّرٌ حَلاَلٌ بِحَسَبِهِ كَمَا كَانَ‏.

    • aleykum selam ve rahmetullahi ve berakatuhu
      kola ve gazozların içerisinde etil alkol olanların; içerisine kasıtlı olarak etil alkol katılmış olanlarını satın almanın yasaklığını söylüyorum. bunların kendilerini içmenin haram olduğunu söyleyemem. Kasten etil alkol katılmayıp da karışım sonucu çok az miktarda kendiliğinden oluşan etil alkol bulunan kola ve gazozların ise satışında da bir sorun yoktur. zira dinde yasaklanan şey etil alkol değil, “hamr”dır. etil alkol de sarhoş edici olduğundan hamr kapsamındadır. Lakin hamr: özel içki olarak üretilen sarhoş edicilerdir. Bu yüzden dezenfeksiyon, damıtma vb. gayelerle satılan etil alkolün satışının haram olduğunu söyleyemeyiz. ama sırf içki olarak üretilen rakı, şarap türü içeceklerin hiçbir şekilde satışı, ücreti caiz değildir. bilakis bunların itlaf edilmesi emredilmiştir. meselenin anlaşılması için sirke örneğini verebiliriz. Bir kimse şaraba tuz katarak sirkeye çevirmeye kalkarsa yasaklanmıştır. ancak şarap kendiliğinden sirkeye dönüşürse buna cevaz verilmiştir. maddelerin isim ve vasıf olarak başka bir maddeye dönüşmesi elbette hükmünü de değiştirir. ancak bu değişimin gerçekleşmesinde insanın müdahalesinin hükmü söz konusudur. bu sebeple kola ve gazoz içecek olarak üretilen maddeler olduğu için bunlara etil alkolün kasıtlı olarak katılması, – kola veya gazozu değil – etil alkolü hamra dönüştürür. lakin kasıtlı olarak katılmazsa, meyvelerde ve hatta bazı sebzelerde doğal olarak cüz’i miktarda etil alkol oluşmaktadır. şeriat meyve ve sebzelerde doğal olarak etil alkol oluşmasına rağmen bu meyveleri, meyve sularını yasaklamamıştır. zira bunda insanın etil alkol elde etme gayesiyle müdahalesi yoktur. bununla beraber – Allahu a’lem – tehlikeli boyutta etil alkol oluştuğundan – iki cins meyveyi bir arada kaynatarak hoşaf yapmak yasaklanmıştır.

  49. şu rivayetlerin sıhhati konusunda beni bilgilendirir misiniz? muhammed b. ishak konusunda bu nedenli ihtilaf var mıdır?
    Muhalladan aktardığım yere yaptığınız açıklama için teşekkür ederim.

    Muhammed b. ishak;

    Ahmed b.Hanbel de onun hakkında: “Hasenü’l Hadis’tir.” demiştir.
    El İclî: “ (Muhammed b. İshak ) sikadır.”
    İbn-i Adiyy: “İbn-i İshak’ın pek çok hadisini araştırdım. Ancak aralarında onun kesin olarak ‘zayıf’ diye nitelendirmesine yol açan bir şeye rastlamadım.”
    İbn-i Medînî: “Onun hadis(ler)i benim indimde sahihtir.”
    Şu’be: “Saduktur.”
    Ebu Hâtim: “( İbn-i İshak’ın ) hadisi yazılır.
    el Bedru’l Aynî: “İbn-i İshak, Cumhur indinde sika (:güvenilir) bir kimsedir.

    İbn-i Humam, “Şerh’ul Hidâye” (Fethu’l-Kadîr) de (1/31)şöyle der: ‘…
    İbn-i İshak’a gelince; gerek bizim indimizde ve gerekse muhakkik muhaddisler indinde onun sika olduğu konusunda herhangi bir şüphe söz konusu değildir’…”

    Farkli goruste olanlar da var;

    Dârekutnî gibi büyük hadisçiler, bunun rivayetlerini vâhî, son derece sakat görmüşlerdir.
    Zehebî: “Sîresini, rivayet zinciri kopuk, tanınmayan, bilinmeyen şeylerle, yalan şiirlerle doldurmasından başka bir günahını bilmiyorum” diyor.
    Nesâi ve başkaları, İbn İshak için “Sağlam değildir”,
    Dârekutnî: “Sözleri kanıt olamaz”,
    Süleyman et-Teymî, Hişâm ibn Urve: “Yalancıdır”,
    İmam Mâlik: “Deccâllerden biridir!”,
    Hammâd ibn Seleme: “Zarurî olmadıkça İbn İshak’tan rivayet etmedim”;
    Yahya el-Kattân: “Muhammed ibn Ishâk’ın yalancı olduğuna tanıklık ederim.” demişlerdir.

    • Muhammed b. İshak zatı itibarıyla güvenilir sayılan bir ravidir. O’nun hakkında aşırı ifadeler kullananlar, onun isminin geçtiği rivayetlerde meydana gelen problemler sebebiyle kendisine yüklenmişlerdir. İbn İshak tedlis ile nitelenmiştir. Yani kendilerinden hadis işittiği kimselerden hakikatte vasıtalı olarak işittiği diğer bazı rivayetleri, aradaki vasıtayı zikretmeksizin an’ane ile rivayet etmiştir. aradaki vasıta bazen zayıf bir ravi de olabilmektedir. Bu sebeple muhaddisler İbn İshak’ın tedlisinden sakınmışlar, lakin işitme sigalalarından birini tasrih etmişse onun rivayetini sahih kabul etmişlerdir. Müdellis bir ravinin an’ane ile rivayet etmesi esasında tek başına bir zayıflık sebebi değildir. Ancak muhaddisler hadisin isnadına ve metnine bakarlar, oturmayan bir şey gördüklerinde kusuru bu tedlise yüklerler, arada ismi zikredilmeyen ravinin zayıf ravilerden biri olması sebebiyle bir problemin oluştuğuna kanaat ederler.

  50. Esselamu aleykum ve rahmetullah

    Ben tekrardan sizi rahatsız edeceğim! muhallada okurken ibnu hazm rahimehullah uyku sonrası abdest öncesi 3 kere elleri ve 3 kez istinşak yapılmasının farz olduğunu ilgili hadisleri delil alarak söylüyor. hadisleri okuduktan sonra bana hakkı teslim etmek düşer. biz nebinin getirdiklerine iman ettik. fakat bunu farzdan düşürecek bir delil var mı? sormak istedim nitekim hadis imamları da dahil bir çok alim buradan bunu çıkarmamış!

    • Aleykum selam ve rahmetullahi ve berakatuhu.
      İbn Hazm rahimehullah el-Muhalla’da 149. meselede istinşak ve istinsarın abdestin farzlarından olduğunu ele almıştır. Ancak bu maddede az ya da çok, gündüz ya da gece, uzanarak, oturarak veya ayakta, namazda veya namaz dışında olan her uykudan sonra, nehirden veya başka bir yerden abdest alacak kişinin elini abdest alacağı suya daldırmadan önce ellerini üç kere yıkayıp üçer kere istinşak ve istinsar yapılmasının farz olduğunu, unutarak yahut kasten bunu yapmazsa o abdestin ve kılacağı namazın geçersiz olacağını söylemiştir. Bu kimsenin üç kere ellerini yıkayıp üçer kere istinşak ve istinsar yaptıktan sonra yeniden abdest alması ve namazı iade etmesi gerektiğini söylemiştir. “Zannına göre su temiz olup ellerine dökse, elini daldırmadan abdest alsa, abdesti ve namazı tam değildir” demiştir. Burada bazı mülahazalarım vardır:
      1- delil olarak getirilen hadiste: “…Çünkü elinin nerede gecelediğini bilemez” buyrulmuştur. “bâtet yeduhu” ifadesinin zahiri, gece uykusunu gündüz uykusundan ayırmaktadır.
      2- Naslarda emir kipinde gelen ifadelerden sonra bunun gerekçesi/illeti bildirilirse, emredilen husus farzlıktan müstehaplığa döner. Bu hadiste illet zikredilmiştir lakin “elinin nerede gecelediğini bilemez” şeklindedir. Şayet elinin nerede gecelediği bilinirse emir farzlıktan sarfolunur. böylece hafif uyku, ayakta uyku, namazda uyku gibi durumların tamamını genellemek su götürür.
      3- Sahabelerin mescidi nebevi’de uyukladıkları, yeni abdest almadan namaz kıldıkları sabit olmuştur. (Muslim 376 Enes radıyallahu anh’den) Bu rivayet her türlü uykunun abdest gerektirmediğine delildir. Bilakis şuurun kaybolduğu uyku abdest gerektirir.
      4- Ebu Hureyre radıyallahu anh’den gelen rivayette Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “‘Sizden biri abdest aldığında burnuna su çeksin (istinşak), sonra da sümkürsün.(istinsar)” buyurmuştur. (Buhari 161, Muslim 237) Bu hadis üç defa istinşak ve istinsarın farz olmadığını, bir defa yapmanın yeterli olduğunu göstermektedir.
      5- söz konusu edilen durum, uykudan uyanan kimsenin elini abdest kabına daldırması hakkındadır. musluk altında ellerini yıkayan bundan hariçtir.
      Allah en iyi bilendir.

  51. Ebu Muaz Hocam mülahazalarınız bana hatalı geldi:
    1- “bâtet yeduhu” hadisindeki bâte lafzının zahirinin gece uykusu olduğuna emin misiniz? bu lafız araplar arasında sadece bilinen geceye ıtlak edilmiyor. şu kısma bakın:
    وَادَّعَى قَوْمٌ أَنَّ هَذَا فِي نَوْمِ اللَّيْلِ خَاصَّةً لِقَوْلِهِ أَيْنَ بَاتَتْ يَدُهُ وَادَّعَوْا أَنَّ الْمَبِيتَ لاَ يَكُونُ إلاَّ بِاللَّيْلِ‏.‏

    قال أبو محمد ‏:‏ وَهَذَا خَطَأٌ ‏,‏ بَلْ يُقَالُ ‏:‏ بَاتَ الْقَوْمُ يُدَبِّرُونَ أَمْرَ كَذَا ‏,‏ وَإِنْ كَانَ نَهَارًا‏.

    2-”Naslarda emir kipinde gelen ifadelerden sonra bunun gerekçesi/illeti bildirilirse, emredilen husus farzlıktan müstehaplığa döner. ” Hocam bu cümlenizi hangi delile dayanarak sarf ettiniz?
    Naslarda ”bu gerekçe kalkarsa o zaman size zorluk yoktur” gibi bir ifade olsaydı bunu kabul ederdim. fakat sadece bir gerekçe zikrediliyorsa bu illetin kalkması ile farz olan bir şey müstehaplığa döneceğine dair delil nedir?

    üstelik buradaki illet ellerin temizlenmesi olsaydı ”ayaklarda yıkanmalı değil miydi? ya da uyluklar da yıkanmalı değil miydi?”

    4-Ebu Hureyre radıyallahu anh’den gelen rivayette Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “‘Sizden biri abdest aldığında burnuna su çeksin (istinşak), sonra da sümkürsün.(istinsar)” buyurmuştur. (Buhari 161, Muslim 237

    Diğer mezkur hadis abdest almadan önce bu hadis ise abdest alınma sırasında.

    esselamu aleykum ve rahmetullah

    • 1- bâte kelimesi hakkında bunun gecelemekten başka bir manaya da geliyor olması hakkında İbn Hazm’ın söylediği şey net gelmedi. zira İmam Ahmed gibi imamlar bu kelimenin geceleme manasında olmasından dolayı İbn Hazm ile aynı kanaatte değildirler. “Kavim geceledi ve şu işi idare ettiler” sözüne “gündüz dahi olsa” diyerek ekleme yapmasına ikna olamıyorum.
      2- Bu usulde bilinen bir kaidedir. Mesela “Sabah namazını erken kılın, bunun ecri daha büyüktür.” Hadisinde sabah namazını erken kılmak emredilirken, bunun illeti, ecrinin büyüklüğüne bağlanmıştır. Bu da, söz konusu emrin müstehaplık için olduğuna delalet eder. Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: “Elleriniz altında bulunup da mükâtebe (yaparak hürriyetlerini satın almak) isteyenlerle, eğer kendilerinde bir hayır olduğunu bilirseniz, mükâtebe yapın” (Nur 33) Bu ayetteki mükatebe emri müstehaplık içindir.” Çünkü bu ayetteki emir, kölelerde hayır bulunduğunun bilinmesine bağlanmıştır.
      Buradaki illette ayakların ve uylukların bir alakası yoktur. zira elleri kaba daldırmadan önce elleri yıkama hakkında bir emir söz konusudur. Bu yüzden Şeyh Ahmed Şakir, el-Muhalla talikinde şöyle demiştir: “Şayet abdest alacak kişi suya ayakları ile dalacak olsaydı bu (İbn Hazm’ın söylediği) doğru olurdu!”
      4- Diğer hadis abdest almadan önce değil, abdest esnasında istinşak ve istinsar hakkındadır:
      عن ابى هريرة أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال: (إذ استيقظ أحدكم من منامه فتوضأ فليستنثر ثلاث مرات فان الشيطان يبيت على خيشومه
      “Biriniz uykusundan uyandığında abdest alsın ve üç sefer istinsar yapsın. zira şeytan burun deliklerinde geceler”

  52. Tekrardan esselamu aleykum! Sahih ilmihaliniz de kadına dokunmak babında Aişe validemizden ”Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem kadınlarından birin öptü, sonra abdest tazelemeden namaza durdu” sünenler de geçen bu ibareye hasen diye not düşmüşsünüz. Ebu Muaz hocam buna itiraz edeceğim!
    ibrahim etteymi, ebu ravk tarikinden gelen ebu ravk ibn hazma göre zayıftır. aişe, urve, bir şeyh, ameş tarikinden gelen tarikte ise bu aradaki şeyh mechuldür. Bu hadis hakkındaki değerlendirmelerinizi aktarırsanız sevinirim.
    Bu arada diğer tüm soru ve itirazlarıma yanıt verdiğiniz için Allah mukafatınızı versin.
    Mehmed GÜNEŞ

    • aleykum selam ve rahmetullah
      amin ecmain.
      Ebu Ravk Atiyye b. Haris hakkında Ahmed b. Hanbel ve Nesai: sakınca yok, Ebu Hatim: saduk, Yahya b. Main; salih demişler, İbn Hibban Sikat’ta zikretmiştir. İbn Hacer ve Zehebi’nin Ebu Ravk hakkında değerlendirmeleri: “saduk” mertebesindedir. Nesai Ebu Ravk – İbrahim et-Teymi – Aişe yoluyla gelen rivayet hakkında: “Mürsel (yani munkatı olmasını kastediyor) olsa da bu babda bundan daha hasen hadis yoktur” demiş, sonra el-A’meş – Habib b. Ebi Sabit – Urve – Aişe radıyallahu anha tarikiyle de rivayet edildiğini söylemiştir. böylece ismi belirtilmeyen “bir şeyh”in Habib b. Ebi Sabit olduğu netleşmiştir. Nesai’nin mürsel olan tariki, A’meş – Habib b. Ebi Sabit yoluyla gelen rivayete tercih etmesinin sebebi, tenkidde müteşeddid olan İbn Katan’ın: “Habib b. Ebi Sabit – Urve – Aişe” yoluyla gelen “(İstihazeli iken) kan damlamaya devam etse de namaz kıl” hadisi bir şey değildir şeklindeki eleştirisidir. Habib b. Ebi Sabit sahihayn ricalinden, sika, müçtehit bir fakihtir. Urve de Urvedir. Lakin Ebu Hatim şöyle demiştir: “Habib b. Ebi Sabit, Urve’den istihaza hadisini ve öpme hakkındaki hadisi işitmemiştir.” Yani Habib’in Urve’den rivayetinde sadece bu iki rivayeti eleştirilmiştir. Yahya b. Main de sadece bu iki rivayetinin eleştirildiğini söylemiştir. Yine Ebu Hatim: Habib’in Urve’den işitmediğinde hadis ehli ittifak ettiler. Onların ittifakı hüccettir” demiştir. Ancak Ebu Davud Sünen’inde: “Hamza ez-Zeyyat – Habib b. Ebi Sabit – Urve – Aişe yoluyla sahih bir hadis rivayet etti demiştir. İbnu’t-Turkmani Cevheru’n-Naki’de der ki: “Bu ispat edendir ve ispat eden, nefyedene mukaddemdir.”
      önceki rivayet ile birlikte bu tarik değerlendirildiğinde hadis hasen derecesine çıkar. Diğer taraftan Habib bu hadisi Urve’den rivayette tek kalmamış, bilakis mutabaat sabit olmuştur: Darekutni Sunen’de (1/50); Veki – Hişam b. Urve – babası – Aişe radıyallahu anha yoluyla aynısını rivayet etmiştir. Bunu Bezzar da rivayet etmiştir. bu tarikle de birlikte hadisin sıhhatiyle ilgili bir tereddüt kalmamaktadır. Allah en iyi bilendir.

  53. Ravi hakkındaki açıklamalar beni tatmin etti.Allah razı olsun.
    Ebu Muaz Hocam Sahih ilmihalinizin abdestin farzları babında istinşakla beraber mazmaza yapmanında farz olduğunu söylemişsiniz! Fakat ben mazmazanın farz olduğuna dair isnadı sahih bir kavil bulamadım. Nebinin emri istinşak hakkındadır, mazmaza yok. Bunun delili nedir?

    • amin ecmain. meseleleri tedkik ettiğiniz için Allah sizden de razı olsun. Mazmaza meselesine gelince, bununla ilgili delili zikretmemiş olduğumu bu sorunuz vesilesiyle anladım, teşekkür ederim. Mazmaza hakkındaki emir sigası, Ebu Davud’dun 144 nolu hadisinde Lakit b. Sabre radıyallahu anh’den şu ziyade ile rivayetidir:
      إِذَا تَوَضَّأْتَ فَمَضْمِضْ
      “Abdest aldığın zaman mazmaza yap” Mukbil b. Hadi, el-Elbani ve Şuayb Arnaut sahih demişlerdir. İbn Hacer Fethu’l-Bari’de sahih demiştir. İbn Abdilhadi, el-Muharrar’da (no 46) İbn Katan’ın sahih dediğini nakletmiştir. Nevevi Hulasatu’l-Ahkam’da (151)Hasen demiştir.

  54. amin ecmain. kadınlara dokunmanın abdesti bozmayacağı meselesinde bazı işgallerim var. ebu ravk ile ilgili rivayette ravinin tadili ile ilgili getirdikleriniz beni isnad açısından ikna etti. fakat Ebu Muaz Hocam bu haberin mensuh olma ihtimali yokmu? nitekim maide 6 hicretten çok sonraları indi. buradaki mülamesenin zahiri de maruf dokunmadır. sahih ilmihalinizde ibn abbasdan buradaki ifadenin mübaşaret olduğunu aktarsanız da ömerin ve oğlu abdullahın sonra nebinin kuranın tefsirini bunlardan alınız dediği üç kişiden birisi olan ibn mesudun (Allah hepsinden razı olsun) dokunmanın abdesti bozacağını söylediğini biliyoruz. sahabede ihtilaf zuhur edince meseleyi kurana ve sünnete arz etmek gerekir. bu durumda ayetin zahirini almak daha doğru olmaz mı? diğer getirdiğiniz hadisin delaleti şu vecihlerden dolayı net değil: aişe validemize dokunmasında nebinin herhangi bir kastı yok. sonra ayaklarına dokunmasından kasıt elbisede olabilir. sonra nebinin namaz kıldığı da net değil lafızda sadece secde etmekten bahsediliyor. secde etmesi ise namazda olmasını gerektirmiyor. netice de secde hayırlı bir fiil. ve daha bir sürü ihtimal çıkarılabilir. ve ayetin arapça söz dizimi üzerinde defalarca tefekkür ettiğimde buradaki dokunmadan kastın normal dokunma olduğuna ikna oluyorum. ayette cünüplük durumu zaten zikrediliyor. sonrasında abdestin bozulduğu hallerden bahsediliyor. dokunmada bu cümlede zikrediliyor. eğer bunu cünüplük alırsak ayette tekrar oluyor. bu da sanki kanımca tuhaf oluyor. ben bu konuda mezheplerden zikredilen delilsiz tefrikleri de doğru bulamıyorum. şafiinin kişinin ebeveyn ve çocuklarını istisna etmesi ya da kadının saç ve tırnaklarını tefrik etmesi vs. hanbeli ve maliki mezhebinin şehvetsel dokunma diye açıklama yoluna gitmeleri delilsiz.
    Hocam bu konuda benim hakka isabet etmem için açıklamalarınızı bekliyorum. esselamu aleykum ve rahmetullah.

    • ve aleykum selam ve rahmetullahi ve berakatuhu
      Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in secde ettiğinde aişe radıyallahu anha’nın ayaklarına dokunması hakkındaki rivayet zahir bir rivayettir, bu dokunmanın arada kumaş varken olduğu yahut bu secdenin namazdan bir secde olmayabileceği yahut nesh olmuş olabileceği gibi ihtimaller ise delil olarak muteber değildir. Nesh ihtimali en uzak görünmektedir. zira farklı kanaatte olan sahabeler ve tabiin de böyle bir şeyden bahsetmiyorlar. Aişe radıyallahu anhanın: “Ben onun kılblesinde uzanırdım, secde edeceği zaman…” diye tarif etmesi bunun namazda olduğu hakkında zahirdir. Hatta Muslim’in (512/270-271) nolu rivayetlerine dikkat edilirse bunun namazda olduğu meselesi daha iyi anlaşılır. çünkü mekanın dar bir mekan olduğu belirtiliyor ve Rasulullallah sallallahu aleyhi ve sellemin burada namaz kıldığı açıklanıyor. secdede ayaklarına dokunması ise “kuntu” edatı ile belirtiliyor. bu edat tıpkı “kane” edatında olduğu gibi aslen sürekliliğe delalet eder ve burada umumen namazda bunu yaptığı anlaşılır. sahabe görüşleri arasındaki tercihe gelince, İbn Mesud radıyallahu anh kıraat konusunda tavsiye edilmiştir, İbn Abbas ise Kur’ânın tevili hususunda övülmüştür. Burada da İbn Mesud’un görüşünü tercih etmeyi gerektiren bir sebep yoktur. Ayetin belagatine gelince, Allah Teala şöyle buyurmuştur: “Hasta, yahut yolcu olduğunuz, yahut biriniz abdest bozmaktan geldiği, yahut da kadınlarla münâsebette bulunduğunuz ve su da bulamadığınız takdirde temiz bir toprağa teyemmüm edin; sonra da, yüzlerinizi ve ellerinizi mesnedin. Şüphe yoktur ki Allah, çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.” (Nisa 43)
      Ayet düşünüldüğü zaman burada cinsel ilişkinin kastedildiğine dair görüşün doğru olduğu görülür. Zira Allah Teala suyun temizliği ve abdest bozan hallerden temizlik olmak üzere iki tür temizliği zikretmiş, küçük taharet hakkında şöyle buyurmuştur: “Ey îman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman, yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı mesh edin. İki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın.” (Maide 6)
      Büyük taharet hakkında ise: “Eğer cünüp iseniz temizlenin” (Maide 6) buyurmuştur.
      Belagat ve beyanın gereği, teyemmüm ile temizlenmede iki temizliği de gerektiren hallere dair nassın zikredilmesidir. Allah Teala’nın: “Veya biriniz abdest bozmaktan geldiği zaman” sözü, küçük temizliği gerektiren hale işarettir. “Veya kadınlara dokunduğunuz zaman” sözü ise büyük temizliği gerektiren hale işarettir. Şayet buradaki dokunma kelimesinin anlamını mücerret dokunmak olarak alırsak, ayet yalnızca küçük temizliği gerektiren halleri zikretmiş olur. Burada büyük temizliği gerektiren bir halin zikri olmamış olur. Bu ise Kur’an’ın belagatine aykırıdır. Bu ayetten mutlak olarak dokunmanın kastedildiğini anlayanlar şöyle dediler: “Bir erkek, bir kadının cildine dokunursa abdesti bozulur. Veya ona şehvetle dokunursa abdesti bozulur. Şehvetsiz olarak dokunursa bozulmaz” Doğru olanı ise her iki durumda da abdestin bozulmayacağıdır. Nitekim Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in hanımlarından birini öptüğü, sonra abdest almadan namaza gittiği rivayet edilmiştir. Nitekim bu rivayet daha önce belirttiğim gibi birbirini destekleyen rivayet yollarıyla gelmiştir.

  55. ما قولكم عن كلام الشيخ الألباني رحمه الله في كروية الارض و دورانها ? نريد منكم الاجابة
    الكافية الوافية يا استاذنا الفاضل سيف الله ابو معاذ چوبوك الآبادي

    Mehmed GÜNEŞ

    • اعتقد ان الارض ليست بكروية لان الله قال: وَإِلَى الْأَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ؛ من سورة الغاشية و هي ظاهر النصوص الشرعية كما قال السيوطي في الاكليل والاصل في النصوص: الظاهر القول الا ما تخصص الدليل ولا اعلم دليلا مخصصا في هذا الموضوع

  56. Hocam ben bu zamana kadar bir sürü arapça derslerine baktım ama inanın sizin anlattığınız kadar anlamamışım! bana tavsiyede bulun nereden başlayım ne yapayım. çok öğrenmek istiyorum. arapça temel alt düzeyim var.

    • İlhan İmamoğlu’nun 40 derste arapça adlı kitabını tavsiye ediyorum. Bununla çalıştıktan sonra Ravza yayınlarından Arapça Türkçe hikayeler serisinde çıkan Kasasun Nebiyyin kitabıyla devam etmenizi ve öğrendiklerinizi bu kitapta tecrübe etmenizi tavsiye ederim.

  57. Ebu muaz hocam ibn hazm rahimehullahın bahira risalesini çevirdik yayınlarsan göndereyim dosya şeklinde. Herhangi bir ücret talebim yok. Sorularıma cevab verdigin icin Allah razı olsun. Sizi tanıdığıma memnun oldum. Çok faydalandım.
    Mehmed Güneş
    Esselamu aleykum

  58. Ebu Muaz Hocam. cuma günü guslün vucubiyetine dair ibn hazm rahimehullah sahabe arasında bir ihtilafın olmadığını yazmış. hatta Ömer radıyallahu anhın bunu hutbeden tekid ettiğini nakletmiş. sahabe arasında cuma günü guslün vucubiyetine dair bir icma var mıdır? bir de ”her yetişkin kişinin cuma günü gusletmesi vaciptir” hadisine ek olarak kokunun ve misvakın vacip olduğuna dair de sahih hadisler var. bu hadisleri tahsis edecek bir sahih hadis var mı, ya da bunların müstehap olduğunu beyan eden bir başka nass var mı? eğer yoksa bunlar üzerimize farzdır.

    İkinci sorum bir sohbetiniz de(hafızam yanıltmıyorsa) hükmen baliğ olma yaşının 15 olduğunu söylüyor ve ibn ömer hadisini delil getiriyorsunuz. fakat muhalla da ibnu hazm bunun iki yönden delil olmayacağını söylüyor:
    Birincisi Resulullah, İbn Ömer’e Hendek savaşına katılması için müsaade ederken ben 15 yaşına geldiği için müsaade ediyorum demiyor. Üstelik Hendekte müsaade ediş nedeni muhtemelen Medine’nin o gün için muhasara edilmiş ve acilen savunulmaya ihtiyaç olduğu ve çocukların düşman tarafına taş vs. atarak orduya destek olmalarıdır. Uhud’da müsaade edilmemiş olması ise bu savaşın Medine dışında uzak bir yerde yapılacak olmasından ve savunmadan ziyade fiili çatışma şeklinde olmasından dolayıdır. Bu da ancak güçlü kimselerce yapılabilir. İkincisi, Hendek’e katılmalarına müsaade edilen İbn Ömer ve Rafi’ b. Hadic’in her ikisinin de aynı tarihlerde 15 yaşını tamamladıklarına dair bir nass veya delil yoktur.

    ek olarak ben de şunu söylemeyi hissediyorum. buradaki durumun baliğ olmakla bir ilgisi yoktur ki bu hadis sadece savaşla ilgilidir. sanki biz hadisden baliğ olma yaşını çıkarıyormuşuz gibi bir durum var.

    • 1- Sahabe arasında cuma guslünün vacip olmasında icma sabit olmamıştır. İbn Abbas, İbn Mes’ud radıyallahu anhuma ve ashabın cumhurunun cuma guslünü vacip görmedikleri sabit olmuştur. Hatta İbn Abbas radıyallahu anhuma cuma guslünün yün elbiselerden oluşan kötü koku sebebiyle belirli bir süre emredildiğini bunun şer’î anlamda vücup ifade etmediğini zikretmiştir. Aynı açıklama Aişe radıyallahu anha’dan da gelmiştir. Sahabeden bunu vacip gördüğünü tasrih eden kimse bilmiyorum. Ömer radıyallahu anh’ın hutbesine gelince, Osman radıyallahu anh vakit darlığından dolayı sadece abdest alarak gelmiş, Ömer radıyallahu anh’ın Rasulullah’ın bunu emrettiğini söylemesine rağmen Osman radıyallahu anh gusletmek için çıkmamış, Ömer radıyallahu anh de gusletmesini emretmemiştir. Guslün müstehap oluşuna delil getirilen Semura radıyallahu anh hadisi hasen derecesinden aşağı değildir. diğer taraftan Muslim’in Ebu Hureyre radıyallahu anh’den rivayetinde “Kim güzelce abdest alıp cuma namazına gelirse…” denilerek sadece abdest söz konusu edilmiş, gusül zikredilmemiştir. ،Kokuya gelince İbn Mace’nin İbn Abbas radıyallahu anhuma’dan rivayetinde (1098) “eğer kokusu varsa sürünsün..” şeklinde gelmiştir. geriye misvak kalıyor. iktiran delili gereği, vacip hak cümlesi içerisinde gusl, koku ve misvak zikredildiğinden misvakın hükmü de diğerlerinin hükmüne katılır. zira hepsi de vacip hak olarak vasıflanmıştır. Guslün ve kokulanmanın ıstılahî anlamda bir farz olmadığına kanaat edildiğinde, iktiran delaletiyle misvak da bu hükme katılır. Allah en iyi bilendir.
      2-Muslim’in rivayetlerinin ikinci lafzında “yaşımı küçük buldu” şeklinde tasrih vardır. Ömer b. Abdilaziz bu hadisten sorumluluk için sınır manası istinbat etmiş, Buhari ve daha başka bir çok hadis ehli de bunu böylece kabul etmişlerdir. diğer taraftan İbn Hazm rahimehullah’ın söz konusu ettiği ihtimaller de hadiste gerekçe olarak zikredilmemiştir.

  59. Ebu Muaz Hocam şu hadisin cerh olunmuş ravileri hakkında ve isnadı hakkında tespitinizi aktarır mısınız.
    Rasûlullah Ali, Fâtıma, Hasan ve Huseyin’i abasının altına alarak, “Allahım, bunlar benim Ehl-i beytimdir, onları günahlarından temizle!” diye dua etmiş, bunun üzerine Ummu Seleme kendisinin Ehl-i beyt’ten olup olmadığını sormuş. Peygamber ona, “Sen zaten kendi yerindesin, sen hayır üzeresin” (Tirmizî, “Menâkıb”, 31)

    • Tirmizinin isnadında Muhammed b. Süleyman el-Esbehani hakkında ihtilaf vardır. Yahya b. Ubeyd, Taberani’nin rivayetinde tasrih edildiği üzere sika bir ravi olan Yahya b. Ubeyd el-Mekki’dir. ancak hadisin Taberani’nin Mucemu’l-Kebir’inde 3/54 ve Mucemu’l-Evsat’ında 4/134 iki ayrı rivayet yoluyla Umm Seleme radıyallahu anha’dan şahitleri vardır. Mu’cemu’l-Kebir’deki tarikte Cafer b. Ziyad el-Ahmer saduk olmakla beraber kendisinde Şiilik bulunan bir ravidir. diğer ravileri güvenilirdir. Mucemu’l-Evsat’taki tarik ise hasendir. Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde daha başka tarikleri de vardır. Hadis sahih ligayrihidir. Allah en iyi bilendir.

    • estağfirullah. uçak rotaları dümdüz gitmiyor. nitekim internette, pilotluk yapan Suriye’li bir profesörün dünyanın düz olduğuna dair açıklamalarını görebilirsiniz. resmi tespitlere göre dünyanın 12 bölgesinde uçak ve gemi pusulalarının yön bilgisini kaybettikleri alanlar tespit edilmiştir. bu bölgelerde pusulalar fırıldak gibi dönmektedir.

  60. Hocam youtubede gezenlenlerin bir mürcie ile tartışması videosunda peygamberlerin bilmeden şirk koşabileceğini söyleyen ebu muazdır, bunu kimse söylememiştir. hocam siz musa aleyhisselam levhaları yere atınca şirk koştu fakat bilmediği için müşrik olmadı dediniz mi?

    • Musa aleyhisselam’ın levhaları atması kıssası kasıt engeliyle ilgilidir. bunun cehaletle bir alakası yoktur. “Bilmediği için müşrik olmadı” şeklinde bir söz söylemedim. M. Gezenler ile sadece internet üzerinde bir kaç görüşmemiz oldu bunların da kayıtları sitede mevcuttur.

  61. ebu muaz hocam sufi çakmasının birisi size reddiye yazmış, buna ne cevab verir siniz.
    ……………………………..
    Birkaç gün önce iki ayrı web sitesinde “Dünyanın Döndüğüne İnanmak Dehrîliktir!” başlıklı bir yazı gördüm. Yazının alt başlığı ise şöyle: “Dünyanın Döndüğüne İnanmak Kadere İmana Aykırıdır!”

    İbni Baz ve İbn Useymîn gibi Vehhabîlerin de dünyanın döndüğünü inkâr ettikleri biliniyor. Ancak, şu iki kaynakta verilen bilgilere göre, bu şahıslar dünyanın döndüğünü kabul edenleri tekfir etmemişlerdir:

    http://www.livingislam.org/k/vt1-gfh_e.html#10
    http://www.hayrettinkaraman.net/makale/0766.htm

    “Dünyanın Döndüğüne İnanmak Dehrîliktir!” diye yazan bu yerel Vehhabî ise, adı geçen üstadlarını da aşarak, dünyanın kendi etrafında döndüğünü kabul eden yüz milyonlarca Müslümanı açıkca tekfir etmiş oluyor. Müslümanları bu şekilde, yani ilmî bir delil olmadan ve pervasızca tekfir eden kendisi kâfir olur.

    Şimdi bu kıt akıllı şahsın yazdıklarına bakalım:

    “Dünyanın döndüğüne inananların bilginlerinden Einstein, bir kimsenin dünyanın etrafında ondan daha hızlı dönmeyi başarması halinde zamanda yolculuk yapabileceğini Relativite teorisinde zikretmiştir. Şayet bu kimse dünyanın aksi istikamette dönebilirse geçmiş zamana gidebilecek, dünya ile aynı istikamette ondan daha hızlı dönebilirse de gelecek zamana gidebilecektir. Şayet dünya dönseydi buna inanmak gerekirdi ki, böyle bir inanç Allah Azze ve Celle’nin kaderini ve ayetlerini yalanlamaktır… Dünyanın döndüğüne inanmak, zamanda yolculuğun mümkün olduğuna inanmayı gerektirir…”

    Vehhabî’den iktibas ettiğim sözler burada bitti.

    Yukarıda iktibas ettiğim pasaj baştan sona saçmalık ve hezeyan mesabesindedir. Hatta “sarhoş sayıklaması” veya “deli saçması” ifadeleri bile bu cümleleri tasvir etmek açısından hafif kalırlar. Neresini düzeltelim ki?

    Bu şahsın fen bilgilerinden tamamen habersiz olduğu anlaşılıyor. Internette, muhtemelen çok sayıda bilim-kurgu roman okumuş ama fizik bilgisi zayıf birilerinin karaladığı bazı yazıları okuyup, bunları fen bilgisi zannetmiş olsa gerek. Kaldı ki, bu tür yazıları da doğru anlayabileceği şüphelidir.

    Kısaca yazalım:

    1. Albert Einstein’ın İzafiyet Nazariyesi’nin [İng. “Relativity Theory”] “bir kimsenin dünyanın etrafında ondan daha hızlı dönmeyi başarması halinde zamanda yolculuk yapabileceği” şeklinde bir iddiası yoktur. Bu mesnedsiz, uydurma bir isnaddır. Einstein’ın veya herhangi ciddi bir fizikçinin böyle bir şey söyleme ihtimali de yoktur.

    2. Ayrıca, hiç bir fizik/fen kitabında “…şayet bu kimse dünyanın aksi istikamette dönebilirse geçmiş zamana gidebilecek, dünya ile aynı istikamette ondan daha hızlı dönebilirse de gelecek zamana gidebilecektir.” şeklinde bir görüş yoktur. Lise seviyesinde bile olsun fizik okumuş hiç bir kimse, böyle bir hezeyan yumurtlamaz.

    Dünyanın kendi ekseni etrafındaki açısal dönüş hızı her yerde -yaklaşık- 360 derece/gündür. Ancak, yeryüzünün herhangi bir noktasının teğet (“tangential”) hızı, dünyanın sathında bulunulan yere göre değişir: Bu hız, kutuplara yaklaştıkça azalır, Ekvator’a yaklaştıkça artar. Ekvator’da takriben 465 metre/sn kadardır ve yaklaşık 300,000,000 metre/sn olan ışık hızına göre çok küçüktür. Böylesine düşük hızlarda izafiyet etkileri [“relativistic effects”] görülmez. Kaldı ki, Einstein’in İzafiyet Teorisi’ne göre hiç bir cisim veya enerji, ışık hızını aşamaz.

    Yukarıda bahsedilen 465 metre/sn hızını aşan füzeler ve uçaklar halen mevcuttur. Ancak, bu hızlı vasıtaları hatırlamaya da gerek yoktur. Yeryüzünde sabit duran bir kişi veya havada ilerlemeden duran bir helikopter, dünya ile beraber hareket etmekte, yani dünya ile aynı hızda dönmektedir. Demek ki, yavaş adımlarla doğuya doğru yürüyen bir adam dünyadan daha hızlı dönmektedir! Otobüsün içinde öne doğru yürüyen bir adamın, otobüsten daha hızlı gitmesi gibidir. “Einstein, bir kimsenin dünyanın etrafında ondan daha hızlı dönmeyi başarması halinde zamanda yolculuk yapabileceğini Relativite teorisinde zikretmiştir” sözünün ne kadar gülünç olduğu buradan da anlaşılabilir.

    Bir diğer zırvası da, “Dünyanın döndüğüne inanmak, zamanda yolculuğun mümkün olduğuna inanmayı gerektirir” sözüdür. Bu sözün ilmî ve mantıkî hiç bir mesnedi yoktur. Bu, sahibini rezil eden, onun zekâsızlığını ve cahilliğini ortaya çıkarmasının yanı sıra, hiç bilmediği konularda cesaretle konuşabilen aşırı derecede utanmaz bir şahıs olduğunu gösteren bir sözdür.

    Sonra bu Vehhabî demiş ki:

    “Muhakkak ki gece ve gündüz, Allah’ın birer mahlukudurlar, haşa dünyanın dönmesiyle oluşmazlar.”

    Bu söz şuna benziyor: “Muhakkak ki her çocuk, Allah’ın birer mahlukudur, haşa bir kadınla bir adamın evlenmesiyle dünyaya gelmez.” Ne mantık ama!

    Dünyanın dönmesini de elbette Allahü teâlâ yaratıyor. İşte, gece ve gündüzü de dünyayı döndürerek yaratıyor. Bu bilgi, gece ve gündüzün Allah’ın birer mahluku olduğu gerçeği ile çelişmez.

    Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil’aliyyil’azîm!

    • Hakikat karşısında yaban eşekleri gibi kaçmak dedikleri bu olsa gerek.
      1- Bana Vehhabilik isnad etmiş, bundan Allah’a sığınırım
      2- Bir fiil ya da itikadın küfür olması başka bir şey muayyen şahısların kafir olması başka bir şeydir. Dünya’nın döndüğüne inanmak dehrilik inancını getiren bir şeydir. fakat bu, dünyanın döndüğüne inanan herkes dehridir demek değildir. Belli ki yazı sahibi mantıktan anlamıyor, hakarete sarılarak bir şeyleri kurtarabileceğini sanıyor.
      3- Yazı sahibi fizik felsefesinden haberdarmış gibi bir şeyler yazmış lakin maalesef acı gerçek kendisinin fizikten anlamadığıdır. Einstein’in relativite teorisinden hareketle “şayet ışık hızı aşılabilirse…” şeklindeki bir tez, yine onun teorisine göre enerji ışık hızını aşamaz sözüyle bertaraf edilmeye çalışılmış. Mesele Einstein’in ne deyip ne demediği değil, bu teoriden hareketle zamanda yolculuğu tasarlayanların ütoptyasıdır.
      4- Gece ile gündüz birer mahluktur sözüne cahilce bir itiraz gelmiş ve şuna benzetilmiş: “Muhakkak ki her çocuk, Allah’ın birer mahlukudur, haşa bir kadınla bir adamın evlenmesiyle dünyaya gelmez.” Beyinsiz yazar acaba o çocukların ruhların ezelde yaratılmış olduğunu ve onlardan söz alındığını bilmiyor mu? Kıyas yapmış ama batırmış! Güneşin üç ay boyunca hiç doğmadığı ve üç ay boyunca hiç batmadığı bölgelerde gece ile gündüz nasılmış bir araştırsın.
      5- yazı sahibinin bir çok çuvallamaları var lakin, Dünya ve Kubbesi kitabında yeterli açıklamalar var diye düşünüyorum.

  62. Selamun aleykum hocam hadis inkarcısı olmadığını iddia eden, fakat bazı sahih hadisleri inkar eden mesela rasullah sallahu aleyhi ve sellemin aişe radiallahu anhıanın evliliğini inkar eden birisine nasıl kuran ve sünnetten delil getirebiliriz. Sünnet mudafası adlı sohbetlerinizi dinledim fakat onlar konuyu etraflıca işliyor sadece bu konuda yardımcı olabilirmisiniz allah razı olsun. Selamun aleykum ve rahmetullahi ve berakatu.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s